Forum Navigasyonu
Konu ve mesaj oluşturabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

İki Nergis

Page 1 of 2Next

1. BÖLÜM

Candy, formasının üstündeki büyük kurdeleyi düzeltti ve Sahte Pony Tepesi’nin güzel nergis kokusunu derin derin içine çekti. “Burası çok güzel… Yazın heyecan verici havası burayı da yavaş yavaş sarıyor.” Candy çimenleri okşadı, eğilip yere oturdu, bazen yalnız kalmak çok güzel olabiliyordu… Tam bunu düşünürken bir armonika sesi duydu. Çok güzel bir melodi çalınıyordu… Yavaşça başını kaldırıp sesin geldiği ağacın tepesine baktı Candy. Terry ağacın bir dalına uzanmış, gözlerini kapatmış, yüzünde huzur dolu bir ifadeyle, biraz da çektiği acılardan ötürü hüzünle armonikasını çalıyordu. Bu armonika Candy’nin ona hediyesiydi… Candy yavaşça gülümsedi, nedenini anlayamasa da Terry’yi görünce içini tarifi imkânsız bir mutluluk kaplıyordu. Terry armonika çalmayı bıraktı, başını dala yasladı, masmavi gözlerindeki hüzün pırıltılarıyla gökyüzünü seyretmeye başladı. Candy’yi fark etmemişti. Gökyüzü… Masmaviydi… Terry kalbinde daha önce hiç yaşamadığı büyük bir heyecan, büyük bir sevgi hissediyordu. Nedendi? Hayatı farklı akıyordu artık sanki… Terry gökyüzüne bakınca, bulutların arasında Candy’nin hayalini gördü. Gülümsedi. “Candy…” diye mırıldandı. Gökyüzüne bakmayı bırakıp yere bakınca Candy’nin ona bakan gözlerini fark etti. İkisinin de yüreğinde büyük bir heyecan baş göstermişti. Candy kekeledi.

- Terry! Ben de seni yeni fark etmiştim.

Sonra gülerek ayağa kalktı.

- Bakıyorum da çok güzel armonika çalıyorsun!

Terry de gülerek aşağı zıpladı ve her zamanki gülümsemesiyle kollarını kavuşturdu.

- Biliyorsun, Candy, bir Bayan Çilli Tarzan olarak sen de ağaçlar arasında zıplamakta çok başarılısın.

Candy öfkeyle ona baktı ve yumruklarını havaya kaldırdı.

- Terry, adım Candy! Bana Bayan Çilli Tarzan demeyi ne zaman keseceksin?!

Der demez Terry’nin üzerine yürüdü ve ona vurmaya başladı. Terry kahkaha atıyor, bir yandan da Candy’nin kollarını tutmaya çalışıyordu. İkisi de çok mutlu görünüyordu… Candy sonunda Terry’nin koluna bir yumruk indirip oturdu. Terry gülerek kolunu ovuşturdu.

- Amma acıtıyormuşsun! Hm, sana bundan sonra Bayan Dövüşçü mü desem acaba?

Candy gülüyordu. Parmağını havaya kaldırıp Terry’ye doğru salladı.

- Dikkat et, Terry, Bayan Dövüşçü seni döver!

İkisi de güldüler ve gökyüzüne diktiler gözlerini. Güneş batmaya başlamıştı bile, hava kızıllaşmıştı. Kırmızı aşkın rengiydi… Candy bunu düşünüyordu… Terry ise gülümsüyordu, Candy ne zaman yanında olsa, ne zaman onu düşünse yaptığı gibi… Bu gülümsemenin özel bir anlamı vardı. Birbirlerine, hatta kendilerine itiraf edemeseler de; birbirlerini sevdikleri andan beri Terry Candy’ye gülümsüyordu. Terry’nin gülümsemesi, normal gülümseyişlerden bile farklıydı. Onun gülümsemesi aşkın gülümsemesiydi, çok çok büyük ve derin bir aşkın gülümsemesi… Terry Candy için gülümsediğinde gözleri ışıldıyordu…

Havaya sarı nergislerin kokuları yayıldığında Candy ve Terry başlarını çevirip birbirlerine derin bir anlamla baktılar ve gülümsediler. Hiçbir şey söylemediler… Bazen bir bakış, bir gülüş, bir gülümseyiş; bir sözden daha etkilidir, daha çok şey anlatır. Bazen de aynı gülümseyiş, aynı bakış “Seni seviyorum…” der. Bazen de gönlün, yüreğin derinliklerindeki duyguları, sevgiyi, heyecanı, aşkı anlatır. Onlarınki de öyle bir bakış, öyle bir gülümseyişti…

Candy hafif kızararak önüne döndü ve oyalanır gözükmek için eteğini düzeltti. Yüreğindeki bu huzurun, bu mutluluğun sebebi… “Terry’yi seviyorum!” diye düşündü. Yüreğindeki mutluluk artmıştı. ”Terry… Beni sakın bırakma!” diye düşündü.

Terry de aynı duygular içindeydi. “Daha önce hiçbir kıza karşı böyle hissetmemiştim. Candy…” diye düşündü. Terry aşkı ilk kez tadıyordu. İlk ve tek aşkı Candy… Terry kalbinin derinliklerinde hissettiği bu tatlı huzuru Candy yanında olunca ve onu düşününce bulduğunu fark etti.

Candy ve Terry’nin birbirlerine olan gülümseyişleri ve bakışları ile birbirlerini sevdiklerini ilk kez manevi olarak söylemişlerdi. Candy de Terry de birbirlerini sevdiklerinden ilk kez bu gün emin olmuş ve içlerinden “O da beni seviyor!” demişlerdi. Düşüncelerini birbirlerine bile itiraf edemediler. Tek yaptıkları gökyüzünü seyretmek ve arada birbirlerine gülümseyerek bakmaktı.

Terry duygu dolu bir sesle konuşmaya başladı.

- Biliyor musun, Candy? Uzun zamandır kimse bana gülümsememişti. Ne babam, ne de… Doğru ya, benim babamdan başka kimsem yok. O da beni gerçekten sevmiyor. Teşekkür ederim, Candy…

Candy hafifçe titredi. Terry’ye sarılmak, “Üzülme Terry! Artık ben varım!” demek istiyordu. Bunun için elini Terry’ye uzattı, geri çekti. Yapamazdı.

- Terry, lütfen üzülme… Niye babanın seni sevmediğini düşünüyorsun? Sen onun evladısın! Seni seviyor!

- Ya, tabi… Bayan Grandchester’ın bana etmediği laf bırakmadığı gün ağzını açıp beni hiçbir şekilde savunmamıştı… Gitmemi ister gibi ilgisizdi. Öyle baba olmaz olsun!

- Böyle söyleme, Terry…

- Biliyor musun, küçükken şatolarda yaşıyordum. Bir öksürdüm mü bütün hemşireler, doktorlar koşuşturmaya başlarlardı. Ben de ara sıra bu fırsattan yararlanır, onları oyuna getirirdim.

Candy gülümsedi.

- Yaramaz bir çocuktun demek! Çocukluğunu anlatsana biraz…

- Saçlarım şimdiki kadar koyuydu, gözlerim mavi ve yeşil arasıydı. Abur cuburu çok severdim. Belalı bir küçüktüm ben. Şatonun altını üstüne getirirdim. Şatoda bir kaplan vardı, doldurulmuş kaplanlar olur ya hani… Onu çok severdim. Tasmasının üzerindeki kartta “T.G.” yazıyordu. Terrius Grandchester… Benim sanırdım. Üstüne binerdim. Güzel bir kaplandı. Büyük bir şöminemiz vardı. Ateşi izlemeyi çok severdim. Bana hep Noel’i hatırlatırdı. Hala aynı şekilde hissediyorum.

Terry sözlerinin bitiminde yavaşça Candy’ye bakıp gülümsedi. Bakışları yumuşamıştı.

- Ya sen, Candy? Pony’nin Evi nasıldı?

Candy küçük bir kız çocuğu gibi muzipçe gülümsedi ve gözlerini kapattı.

- Sıcacıktı, Terry, sıcacıktı… Hayatımın en güzel yeri orası. Rahibe Pony ve Rahibe Lane vardı. Çok iyi insanlar. Bir sürü çocuk… Hepimiz kardeştik. Bizim de şöminemiz vardı. Orada üzümlü kurabiyeler pişirirdik. Kışın kar öyle çok yağardı ki! Ve ben, ben ölesiye yaramazdım. Bir saniye bile yerimde duramazdım. Ağaçlara tırmanır, oradan oraya zıplardım. Bir keresinde ördek yavrularını anne ördeğe bağlamıştım. Ama amacım haylazlık değildi… Yavrular annelerini hiç kaybetmesin diye…

Terry üzüntüyle ona baktı.

- O zaman da şimdiki gibi iyilik dolu bir yüreğe sahipmişsin, Candy.

Candy gülümsedi ve başını salladı. Terry cebinden armonikasını çıkardı ve o müthiş melodiyi çalmaya başladı. Gözlerini kapatmıştı, kaşları çok güzel bir eğimle duruyordu. Candy onu izlerken gözleri kamaşıyordu. Terry ışıl ışıl gözüküyordu! Candy Terry’ye sarılmamak için kendini zor tutuyordu. Gülümsedi ve içinden şunları geçirdi: “Beni asla bırakma, Terry…”. Terry de o an Candy’nin yanında olmasıyla her şeyin nasıl güzelleştiğini düşünüyordu. O da içinden şunu söyledi: "Seni asla bırakmayacağım, Candy…"

2. BÖLÜM

***

Rahibe Gray, kızların yemek yediği salona kaşları çatık bir şekilde geldi. Bütün kızlar yemek yemeyi bırakmış, korku ve şaşkınlıkla ona bakıyordu. Rahibe Gray kızları şöyle bir süzdü, gözleri Candy’de kaldı. Sert sesiyle konuşmaya başladı.

- Biliyorsunuz ki anne babalarınız sizi buraya gerçek birer leydi olabilmeniz için gönderdi! Size ahlak ve terbiyede iyi bir eğitim vermek bizim en başlıca görevimiz. Fakat son zamanlarda içinizden birkaçınızın erkek yurdundan bazı kimselerle fazla samimi olduğunuz kulaklarımıza geldi. Dikkatli olmalısınız! Bundan sonra hiçbir şekilde erkeklerle görüşmeyeceksiniz! Bu konuda bir tek Eliza’ya izin veriyorum fakat Eliza, sen de sadece kardeşini görebilirsin. Birinizi erkeklerle görürsem… ben yapacağımı bilirim.

Candy’ye dik dik baktı ve oradan ayrıldı. Rahibenin salondan çıkmasıyla büyük bir gürültü koptu, herkes gülüyor ve fısıldaşıyordu. Eliza alaylı bir ses tonuyla konuşamaya başladı.

- Rahibe Gray elbette Candy’den bahsediyor. Candy’nin erkeklerle görüştüğü çok açık.

Candy masanın öbür ucundan bağıran Eliza’ya baktı, önüne döndü. Keyfi kaçmıştı. Eliza bir konuda haklıydı. Rahibe Gray kendinden bahsediyor olmalıydı. Terry’yle fazla ilgilendiğini keşfederse işi biterdi. Candy korkuyla düşünmeye başladı: “Büyükbaba William’a ne derim ben?”

Yemekten sonra Candy, ne Annie’ye ne de Patty’ye hiçbir şey söylemeden Sahte Pony Tepesi’ne gitti. Huzurlu olabildiği tek yer burasıydı. Ve çoğunlukla… Terry de orada oluyordu. Tepeye çıktığı an Terry’yi gördü. Candy, Terry’nin tam arkasındaydı ve Terry onu fark etmemişti. Terry gülümsüyordu, çünkü Candy’yle ilk alay ettiği ve âşık olduğu an aklına gelmişti aklına: gemideki ilk karşılaşma… Çok güzeldi… O sırada ağlıyordu ama dönüp baktığında onu, Candy’yi görünce içini bir mutluluk kaplamıştı ve biraz da… Biraz da… Aşk. Candy’nin gözlerindeki sevgiyi ve iyiliği fark etmişti. Terry kollarıyla destek alarak hafif arkaya doğru eğildi. “Her an onu düşünüyorum…” Candy gülerek geldi ve Terry’nin yanına oturdu. Terry şaşırmıştı.

- Candy! Sen ne zaman geldin?

- Az önce…

- Nasıldı bugün?

- İdare eder. Her zamanki gibi… Yalnız yemek esnasında Rahibe Gray geldi ve “Erkeklerle görüşmeyeceksiniz!” diye kızdı.

Terry güldü.

- Rahibe Gray herhalde evlenememesinin acısını sizden çıkarıyor!

Candy de güldü ve bir süre sustular. Candy, Terry’nin sürekli gülümsediğini birkaç gündür fark ediyordu. Sebebi her neyse, ne zaman o sebebi düşünse büyüleyici bir şekilde gülümsüyordu. İçi kıpır kıpır oldu ve merakına yenilerek sordu.

- Terry, dikkat ediyorum da birkaç gündür sürekli gülümsüyorsun. Bir şey mi oldu?

Terry duraksadı, ne diyebilirdi ki? “Ne zaman sen yanımda olsan veya seni düşünsem kendimi tutamayarak gülümsüyorum…” diyemezdi ya!

- Öyle mi? Bilmem, hiç fark etmedim.

O sırada ağaçtan Kurin indi ve neşeyle Candy’nin kucağına atladı. Candy sevgiyle gülümsedi.

- Selam Kurin!

Kurin birden Terry’nin kucağına zıpladı ve başını ona sürttü. Terry şaşırmıştı, gülerek:

- Kurin! Biraz şekerleme ister misin?

Kurin neşeyle başını salladı ve Terry’nin cebinden şekerlemeleri çıkarışını izledi. Terry “Al bakalım!” dedi gülerek. Sonra Candy’ye döndü ve şekerlemeleri uzattı.

- Maymunlar şeker sever mi bilemiyorum, Candy, ama yine de al tabi.

Candy gülümsemesini zorlukla bastırarak kaşlarını çattı ve biraz şeker aldı.

- Maymunlar sever, ama serserilerin sevdiğini bilmiyordum.

Terry’nin neşeli yüzü hafif durgunlaştı.

- Candy, gerçekten bir serseri olduğumu düşünüyor musun?

Candy şaşkınlıkla baktı ve hafif kızardı.

- Tabi ki hayır, Terry! Sen, sen çok iyi birisin! Serseri değilsin! Davranışların serseri gibi ama iç dünyan öyle değil.

- Beni serseri sananlardan hoşlanmıyorum. Beni tanımıyorlar bile…

- Ben seni iyi tanıyorum Terry ve seni hep destekleyeceğim.

Terry şefkatle gülümsedi.

- Teşekkür ederim, Candy.

İkisi birbirlerine gülümserken Kurin sayısı giderek artan bu gülümsemelerin nedenini bulmuştu. Aşktı… Terry son şekerleri de Candy’ye uzatırken gülüyordu.

- Şekeri bu kadar çok sevdiğini bilmiyordum Candy. Tarzanlar doğal besinlerle beslenmeli!

- Terry, sen hiç değişmeyecek misin?

- Ne yani, değişeyim mi? Alay etmeyeyim mi seninle?

- Etme! Benim adım Candice White Ad…

- Biliyorum, biliyorum, adın Çilli Tarzan değil, Candice White Adley. Ama Candy, bu daha çok bir “leydi” ismine benziyor.

- Ben bir leydiyim, Terry!

- Leydiler ağaçlarda Tarzanlık yapmaz diye bilirdim ben.

- Hani alay etmeyecektin? Ömrümün sonuna kadar senin alaylarını mı dinleyeceğim ben?

Terry sinsice güldü.

- Ömrünün sonuna kadar…? Hm, yani dolaylı yoldan benimle evleneceğini ve ömrünün sonuna kadar benimle yaşayacağını söylüyorsun. Anlıyorum.

Candy Terry’nin üzerine atladı ve dövmeye kalkıştı. Terry yine kahkaha atıyor ve Candy’yi engellemeye çalışıyordu.

- Aptal, şakaydı!

- Şakanın sınırını aşıyorsun Terry!

- Ne yani, sen bana umutsuzca âşık olmadığını mı söylemeye çalışıyorsun?

- Terry!

- Tamam, sustum Candy. Gökyüzüne baksana, masmavi. Hiç bu kadar mavi olmamıştı.

Candy öfkesini unutup şaşkınlıkla gökyüzüne baktı.

- Eveet! Büyüleyici gözüküyor!

- Tabi ki, sonuçta yanında ben varım!

- …

Candy kıpırdandı. “Belki de haklıdır. Terry yanımda olunca her şey ayrı bir güzel gözüküyor! Terry bir yere kadar haklı.”

Terry cebinden bir mendil çıkardı ve Candy’ye gösterdi.

- Candy, bu mendil ben küçükken anneme aitmiş.

Candy merakla mendili tuttu. İpeksi bir kumaşı, üzerinde sarı bir çiçeğin işlemeleri vardı. Mendilden gelen güzel kokuları fark edince yavaşça eğilip kokladı. Çiçek gibi kokuyordu.

- Mendil ne kokuyor Terry?

- Nergis…

- Nergis mi?

- Evet. Nergisleri ben çok severim. Üzerindeki işleme de nergis çiçeğine ait. Kokuları sence de çok güzel değil mi?

Candy tekrar kokladı.

- Evet, güller kadar güzel! Güllerin kokuları bana…

Sustu. Terry ile arası şu anda bu kadar iyiyken Anthony’den bahsedemezdi. Fakat Terry çoktan anlamıştı… “Hâlâ Anthony’yi mi düşünüyorsun, Candy? Güller sana Anthony’yi mi anımsatıyor?” diye düşündü Terry. Yüzü ciddileşti, gözlerinde hüzün pırıltıları vardı. Candy Terry’deki bu ani değişimi fark etmişti. Anthony’yi düşünmeden edemiyordu, tatlı bir hatıraydı o. Ama… Candy, Terry’ye karşı çok daha büyük bir sevgi beslediğini hissediyordu… Çok, çok daha büyük… Bunu Terry’ye söyleyemezdi ki…

Terry “Candy hâlâ onu mu seviyor? Ben, ben unuttuğunu düşünüyordum…” dedi iç sesiyle. Candy ise “Yanılıyorsun Terry!” diyordu içinden. Ortam birden gerginleşmişti. Kurin neden birden böyle olduğunu anlayamamıştı. Az önce kahkahalarla gülüp birbirlerine sevgiyle bakıyorlardı fakat şimdi… Candy, mendili Terry’ye verdi ve sesine neşe yüklemeye çalışarak:

- Terry ben gidiyorum! Görüşürüz!

Terry bir şey demedi, gülümseyerek başını sallamakla yetindi. Candy ise moral bozukluğuyla oradan ayrıldı…

***

Candy ormanda yürürken düşünüyordu. “Terry Anthony’ye çok karşı. Onun yanındayken konuşmama dikkat etmeliyim galiba. Ne de güzel sohbet ediyorduk… Her şeyi berbat ettim!”. O sırada bir ses duydu.

- Candy!

Candy ağaçlara baktı ve Archie’yi gördü ve sevinerek “Archie!” diye bağırdı. Fakat Archie kızgın görünüyordu. Daha önce de aynı bu şekilde olmuştu! Archie, Candy’nin Terry’ye armonika verişini görmüş ve birbirlerini sevdiklerini anlamıştı. Fakat bu defa mesele neydi?

Archie kızgın bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

- Candy, madem Terry’yle bu kadar yakınsın, onu uyarmalısın! Bana laf atıp duruyor! Öyle bir duruma geldik ki yakında dövüş yapabiliriz. O, o zaten serseri biri ve Candy, onunla fazla görüşmemelisin! Bunu yapma!

Candy biraz sinirlenerek:

- Archie, tamam Terry’yi uyarırım ama ona serseri demeyi bırakmalısın. O çok iyi biri ve sen… Onun yaşadıklarını ve iç dünyasını bile bilmeden ona “serseri” diyemezsin.

- Hâlâ onu savunuyorsun! O kendini beğenmiş adi bir zengin! Babasının parası ile bu okulda kalabiliyor ve her an herkesle dövüşmeye hazır!

- Archie! Lütfen öyle söyl…

- Hayır Candy, söyleyeceğim! Sen Terry’nin seni sevdiğini sanıyorsun, değil mi? Hayır, o yalnızca seninle gönül eğlendiriyor! Seni sevdiği falan yok!

O sırada daha farklı bir ses duyuldu.

- Hakkımda yorum yapmadan önce iyi düşün, Archie!

Terry kollarını kovuşturmuş, alaycı bir gülümsemeyle Archie’ye bakıyordu. Candy olabileceklerden endişelenmişti bir anda.

- Terry! Sakın kav…

- Candy, bu bizim aramızda. Sen Anthony’ni düşünebilirsin!

Candy ağzı açık kalakalmıştı orada. Archie iyice sinirlenmişti, Terry’nin üzerine yürüdü.

- Candy’yle böyle konuşamazsın!

- Konuşursam ne yaparsın?

- Seni öldürürüm!

- Tabi ondan önce ben seni öldürmezsem…

- Terrius! Sen, sen sadece onunla gönül eğlendiriyorsun!

- Kavga mı istiyorsun, Archie? Tamam o zaman, nasıl istersen…

İkisi dövüş pozisyonunu alırken epey kalın bir ses duyuldu.

- Terrius G. Grandchester! Archibald Cornwell! Buna hemen bir son verin!

Candy korkuyla yüzünü kapattı. Şimdi çok kötü olacaktı.

- Rahibe Gray!

- Archibald Cornwell, siz batı kanadındaki; Terrius G. Grandchester, siz de doğu kanadındaki düşünme odasında bir hafta kalacaksınız! Bundan sonra kavga istemiyorum!

***

- Öyle dememeli miydim? Candy acaba beni affeder mi?

Terry sinirinden Candy’ye “Anthony’ni düşünebilirsin!” dediğini anımsadıkça içini bir endişe kaplıyordu. Candy onunla bir daha konuşmayabilirdi. Anthony konusunda çok hassastı zaten.

Öte yandan Candy de onun bu dediğini düşünüyordu…”Acaba ciddi mi? Böyle dediğine göre gerçekten öfkeli olmalı… Acaba ne yapıyor? Beş gündür onu görmedim. İyi midir? Acaba gitsem mi? Gitsem…”. Candy o sırada önündeki kitaba bir şeyler yazıyordu ve ayrımında olmadan “Terry” yazmaya başlamıştı…

O sırada içeri Patty girdi.

- Merhaba, Candy!

- Merhaba, Patty!

- Ne yapıyorsun böyle?

Candy sıkıntılı bir şekilde iç geçirdi.

- Ödev…

Patty Candy’nin kitabına baktı ve şaşkınlıkla tüm sayfayı doldurmuş ve üst üste binmiş “Terry” yazılarını gördü. Gülümsedi.

- Neden onu görmeye gitmiyorsun Candy?

Candy şaşkınlıkla ona baktı. Terry’yi düşündüğünü nasıl anlamıştı ki? Patty’nin kitabı gösterdiğini görünce kitaba baktı ve ne yazdığını gördü. Kızardı. Patty güldü.

- Candy, bu çok normal. Bence Terry’yi görmeye gitmelisin! Hatta şimdi gidebilirsin!

- Patty, sen bilmiyorsun! Terry’nin bana söylediği en son şey “Sen Anthony’ni düşünebilirsin!” oldu. Bana kızgın mı, değil mi onu dahi bilmiyorum ki…

- Sen merak etme, Candy. Terry eminim şu anda seni düşünüyordur.

- Hıh, ben öyle olduğunu düşünmüyorum…

- Niye? İnsan sevdiğinden ayrı kalınca hep onu düşünür.

- Ama onun daha beni sevip sevmediğini bile bilmiyorum.

- Aptallaşma Candy! Haydi git!

- Emin misin?

- Eminim. Her şey güzel olacak ve Terry’yle barışacaksınız.

- Tamam ama eğer kötü bir şey olursa sorumlusu sensin!

Patty güldü ve başını salladı. Candy birden neşelendi ve balkona çıktı.

- Hoşça kal Patty!

- Görüşürüz!

Candy tam ağaca zıplayacakken durdu, döndü ve Patty’ye gülümsedi.

- Teşekkür ederim, Patty…

Patty’nin cevap vermesine fırsat bırakmadan ağaca zıpladı. Ve bir diğerine… Bir diğerine daha… Sonra durdu ve doğu kanadındaki düşünme odasının yerini saptamaya çalıştı. Bulunca binaların çatısından koşarak oraya gitti.

İşte orada, doğu kanadındaki düşünme odası… Candy koşmayı bırakmış, yavaş adımlarla odanın penceresine doğru yürüyordu; çatıda… Tüm cesaretini yitirmişti bir anda. Nihayet pencerenin yanına geldi ve başını uzatıp içeriyi süzdü. Terry odada volta atıyordu. Candy heyecanla seslendi.

- Terry!

Terry aniden durup pencereye baktı ve yüzü sevinçle aydınlandı.

- Candy!

Yatağın yanındaydı pencere, bu yüzden Terry yatağa oturdu ve pencereyi sonuna kadar açtı. Candy’nin yüzünü görünce onu çok özlemiş olduğunu tüm kalbiyle hissetmişti. Hemen konuşmaya başladı.

- Candy, üzgünüm. Sana sinirden öyle söyledim. Beni affet!

- Terry asıl ben özür dileyecektim senden… Anthony’yi sevmediğini bildiğim hâlde…

- Yo hayır, Anthony’ye karşı olumsuz bir şey hissetmiyorum ama Candy, onu düşünerek kendini harap etmemelisin bence. Ama, o halde sorun yok, değil mi?

Candy mutlulukla gülümsedi.

- Evet…

İçeri baktı, tek bir yatak, birkaç parça gerekli eşya…

- Hapishane gibi burası!

- Evet.

Bir süre sessiz kaldılar. Sonra Terry utanarak şunları söyledi:

- Beni ziyarete geldiğin için teşekkür ederim, Candy. Daha önce kimsenin bana değer verdiğini hissetmemiş, daima istenmeyen biri gibi görülmüştüm. Bana ilk defa bu duyguları yaşattığın için, teşekkür ederim.

Candy böyle içten, böyle sıcak sözler beklemiyordu. Terry’yi ise ilk defa bu kadar minnettar, bu kadar sessiz görüyordu…

- Böyle söyleme Terry! Eminim ki, bir gün, annenin ve babanın sevgisini sen de göreceksin.

Terry eğmiş olduğu başını kaldırıp Candy’ye baktı, ve o bakışma ikisinin de kalbinin deli gibi atmasına neden olmuştu. İkisinin de gözlerinde parıltılar vardı, yüzleri hafif kızarık, yüreklerinde titreten bir heyecan…

Bir süre öylece durdular. Sonra Terry cebinden nergis kokulu mendilini çıkardı ve Candy’ye uzattı. Candy şaşkınlıkla ona baktı.

- Terry!

- Candy, al bunu, ne zaman bunu koklasan içini bir mutluluk kaplayacak. Buna gönülden inanıyorum.

Candy dolu gözleriyle Terry’ye baktı, mendili aldı.

- Teşekkür ederim, Terry…

Terry gülümsedi ve işaret parmağıyla Candy’nin alnına hafifçe vurdu.

- Hey, gözlerin niye doldu? Hem ben senin Tarzanlık gösterini özledim! Haydi odana dön, Candy! Ben de seni izleyeyim. Ayrıca uyuman gerek, yarın okul var, değil mi? Sadece 2 günüm kaldı. 2 günün sonunda, senin Pony Tepende görüşürüz. Her gün gelirsen rahibelere eninde sonunda yakalanırsın.

Candy gülerek başını salladı.

- Hoşça kal Terry! Kendine iyi bak!

Candy mendili göğsüne bastırdı ve koşarak oradan uzaklaştırdı. Terry, Candy’nin gidişini izledikten sonra yüzündeki aydınlık gülümsemeyle yatağına yattı. Candy’nin gelişi ona ilaç gibi gelmişti… Her şeye rağmen barışmışlardı işte!

Candy odasına gelince Patty’nin onu beklediğini gördü. Sevinçle sarıldı ona.

- Patty, her şey çok güzel oldu! Çok teşekkür ederim!

Patty gülümsedi.

- Biliyordum, Candy…

3. BÖLÜM

***

Terry’nin çıkacağı günü Candy sabırsızlıkla beklemişti. Elinden gelse Terry’yi ziyarete giderdi ama rahibeler her nedense denetimi artırmışlardı. Stear’ın yanına bile gidemiyordu çünkü kızlar yurdunun altında bir bekçi beklemeye başlamıştı. “Terry ve Archie yarın sabah çıkacaklar. Ah…” Candy balkona çıkıp karanlıkta ışığı yanan odalarıyla parıldayan erkekler yurduna ve karanlık olan Terry’nin odasına baktı. Kalbi özlemle dolmuştu. Perdeleri çekip yatağına uzandı.

“Yarın dersler biter bitmez ya da, evet evet, öğle yemeği saatinden hemen önce tepeme gitmeliyim. Umarım Terry de orada olur… Mutlaka orada olacaktır! Bana yine gülümseyecek ve alay edecek. Çok güzel!” Candy’nin gülümsemesi aniden donuklaştı. Gözlerini açtı, şaşkındı. “Neden Terry? Terry’yi yeniden görecek olmam, kalbimi neden mutlulukla dolduruyor?” Candy sağına döndü, gözlerini sımsıkı kapattı. Her şey güzel olacaktı. Her şey… Eliza, Neil, Rahibe Gray veya herhangi biri onun mutluluğunu bozamayacaktı. Kendine itiraf edemese de Terry ile sonsuza kadar mutlu olmak istiyordu… Kalbindeki ses, ona son aşkının Terry olduğunu, bu aşkın her gün artarak devam edeceğini fısıldıyordu… Candy bu fısıltıyı dinledi, yüzündeki tebessümle kendini uykunun kollarına bıraktı…

Rüyalar alemi… Bazen insanın hislerini, kendine itiraf edemediği duygularını, hayallerini sunan mutluluk diyarı… Candy gülümsüyordu, Pony Tepesi’ndeydi ve Pony’nin Evi’ni huşu içinde seyrediyordu. Burnuna gelen nergis kokuları, sanki ‘en sevdiği insanın’ geldiğinin göstergesiydi. Omzunda hissettiği sıcacık el, işittiği sevgi dolu “Candy!” seslenmesi… Candy başını çevirince büyüleyici bir şekilde gülümseyen Terry’yi gördü. “Terry! Hoş geldin!” Terry gülümseyerek yanına oturdu, tek kelime etmeden gökyüzüne ve Pony’nin Evi’ne baktılar. Sonra Terry yavaş yavaş cebindeki minik kutuyu çıkardı, mavi kadife kaplı şirin bir kutu… Candy’nin şaşkın bakışları arasında kutuyu açtı, aralanan kutunun ipeksi yüzeyinde bir tek taş parıldıyordu. “Candy, sonsuza dek senin yanında olmama, seni sevmeme, senin sevgini hissetmeme izin verir misin? Candy, benimle evlenir misin?” Candy mutlulukla karışık şaşkınlıkla gülümsedi, Terry’nin gözlerine baktı, “Evet, Terry, EVET!”

- Evet! Evet!

- Candice! Uyan! Uyan! Candice!

Candy aniden zıplayarak uyandı, karşısında Rahibe Margaret’i görünce şaşırdı.

- Rahibe Margaret! Ne oldu?

- Ne mi oldu? Dersler başlayalı 2 saat oldu! Uyuyakalmışsın!

- OLAMAZ!

Candy telaşla zıpladı. İlk ders Rahibe Gray’in sınıfa gelip not kontrolü yapacağını hatırladı birden. Yüzü sarardı.

- Rahibe Gray! Eyvah! Ne yapacağım?

- Sakin ol. Rahibe Gray’in ilk ders sizin sınıfa geleceğini biliyorum. Bu saatten sonra gidersen çok kötü olur.

Candy endişeyle başını salladı. Rahibe Gray herkesin, ama HERKESİN orada bulunması gerektiğini tekrar tekrar söylemişti.

- Ne yapmalıyım?

- Tek çare hasta olduğunu söylemek. Rahibe Gray’e hasta olduğunu, sana ilaç verdiğimi, şu an uyuduğunu söylerim. Bir kereliğine… Tamam mı Candice? Bir daha uyuyakalmak yok. Bu arada bugün dışarı çıkmasan iyi olur, Rahibe Gray’e yakalanmak istemezsin değil mi?

Candy’nin gözleri büyüdü, elini alnına vurdu.

- BUGÜN mü? Dışarı çıkamayacak mıyım?

- Bir sorun mu var?

- Ah, hayır, tabi ki yok, Rahibe Margaret.

- O halde gidebilirim Candice. Hemen Rahibe Gray’in yanına gitmeliyim. Hizmetliden sana kahvaltı getirmesini isteyeceğim.

- Teşekkür ederim, Rahibe Margaret! Çok iyisiniz.

- Haydi yat.

Rahibe Margaret tam çıkacakken Candy çekingen bir sesle sordu.

- Rahibe Margaret?

- Evet, Candice?

- Şey, kuzenim Archibald ve Terrius düşünme odasından çıktılar mı?

- Ah, evet, bu sabah çıktılar. Niye sordun?

Candy gülerek kafasını kaşıdı.

- Hiiç, kuzenimi özledim de…

- Tamam.

Rahibe Margaret kapıyı kapatıp çıkınca Candy oflayarak yatağa yattı. Bu günü iple çekmişti. Nihayet Terry’yi görebilecekken olacak iş miydi bu? Acaba gizlice dışarı kaçabilir miydi? Yok, bekçi, olmadı bir rahibe görürdü. Veyahut da odaya Eliza alay için gelirdi. Çok problem çıkarırdı kaçış. Üstelik Rahibe Margaret’in de başı yanardı. “Hadi ben neyse de, o iyi insanın başı belaya girmemeli.”

Candy gördüğü rüyayı anımsadı, kızardı. “Bu çok garip. Daha önce hiç bu kadar gerçekçi bir rüya görmemiştim. Sanki… Sanki yaşadığım bir olayı hatırlar, hatta yaşar gibi oldum.” Keyifle iç geçirdi ve güldü. “Belki de geleceği görmüşümdür…”

***

Terry akşama kadar tepede Candy’yi beklemiş, hava kararmaya başlayınca odasına dönmüştü. Balkona çıktı ve Candy’nin odasının ışığının yandığını gördü. “Neden gelmedin Candy? Halbuki ben… Seni göreceğim için…” Terry başını iki yana salladı. O sırada ‘o’ odanın balkonunda bir siluet belirdi. Terry’nin gözleri irileşti. “BU CANDY!”

Candy de Terry’yi fark etmişti. Durdu, gülümsedi ve el salladı. Terry bunu az çok seçebildi ve o da elini salladı, tam o sırada tam da yan balkona birilerinin çıktığını fark etti, şaşkınlıkla baktı.

- Archie, sen yokken bu müthiş icadı yaptım! Oda çok sessiz olduğundan iyice konsantre oldum. Bu araçla Candy’ye mektup gönderebileceğiz!

- Eminim!

Terry Archie’ye olan bütün öfkesini unuttu, gülümsedi.

- Merhaba!

Archie ve Stear başlarını kaldırınca Terry’yi fark ettiler. Stear çekingen bir hâlde gülümseyerek “Merhaba.” Derken Archie öfkeyle kalkmıştı.

- Ne istiyorsun?

- Stear, bu icadı denemek istiyorsun, değil mi?

Stear şaşkınlıkla başını salladı.

- Evet!

- Ben deneyebilir miyim? Lütfen…

Archie sinirliydi.

- Ne yapacaksın? Biz deneriz, sana ne oluyor?

Terry Archie’ye baktı, omuz silkti.

- Bunu rica ediyorum. Candy’ye söylemem gereken bir şey var. Lütfen.

- Candy’ye söylemen gereken şey mi? Güldürme beni!

Stear kardeşinin iyice sinirlendiğini görünce ayağa kalktı ve gülümsedi.

- Kardeşim, bırak denesin. Bir zarar vermez elbette. Terrius biz son ayarları yaparken Candy’ye notunu yaz.

- Teşekkür ederim.

Terry sevinerek odasına girerken Archie Stear’a çıkışıyordu.

- Stear, niye izin verdin o serseriye?

- Her an kavga çıkarabilecek gibi duruyordun. Sana belli olmaz, Archie.

Archie Stear’ın gülüşünü öfkeyle izledi.

- Her neyse, umarım aletin iki mektup alabiliyordur, çünkü bizim de bir mektubumuz var, unutma.

- Tabi ki alıyor! İşte son ayarları da yaptım.

O sırada Terry balkona çıktı ve elindeki küçük kâğıdı mahcubiyetle uzattı karşı balkona. Stear uzandı ve mektubu aldı. Aletin özel bölmesine diğer mektupla koydu. Ayağa kalktı.

- Pekala, işte İLK denememiz! Hazır olun!

Stear bir düğmeye bastı, alet yavaş yavaş kanatlarını çırpmaya başladı, havalandı ve ormanı geçti. Stear mutluluktan deliriyordu, icadı ilk kez başarılı olmuştu!

Öte yandan Candy çoktan odasına girmişti, cama vuran nesneyi fark edince şaşkınlıkla balkona çıktı. Kanatları olan garip cisim yerde duruyordu. Üzerinde “Candy’ye… Archie ve Stear’dan” yazıyordu. Candy gülümsedi, Stear’ın icatlarından biriydi. Eline aldı ve içeri geçti. Nesneyi biraz inceledikten sonra üzerindeki kolu fark etti. Kolu çevirince özel bölme açıldı. Candy içindeki iki kâğıdı aldı. En üstteki kâğıdı açtı, Archie ve Stear’dan idi.

“Merhaba Candy! Bu Stear’ın yeni icadı. İnanılmaz bir şey ama çalıştı! Archie, yani ben Düşünme Odası’ndan nihayet çıktım. Aptal Terry yüzünden düştüğüm duruma bak! Neyse, yeniden odamda olmak güzel. Seni yakında yeniden bekliyoruz. Bu defa kurabiyelerimiz de olacak. Kurin nasıl? İyi olduğuna eminim. Görüşmek üzere, kendine iyi bak.”

Candy Archie’yi özlediğini hissetmişti. Kâğıdı yanına koyarken diğerine merakla baktı. “Bu kimden olabilir ki?” Eline alınca üzerindeki imzayı okudu, “Terrius”. “Mektup Terry’den! Çok heyecanlı!” Merakla kâğıdı açtı. Terry’nin yazısını görünce içi titredi, gözlerini kapattı ve Terry’nin gülümsemesini hayal etti. Sonra okumaya başladı, sanki Terry’nin sesi onun için mektubu okuyordu…

“Candy, merhaba. Nasılsın? Bugün Düşünme Odası’ndan çıkar çıkmaz o güzel tepeye gittim, senin orada olacağını umuyordum. Niye gelmedin? Düşünme Odası fena bir yer değil, eminim ki bir gün sen de oraya gideceksin Çilli Tarzan. Kendini hazırlasan iyi olur. Yarın tepeye gel, tamam mı? Konuşuruz. Ayrıca kaç gündür yalnızca rahibelerle konuşuyorum, o da bana yemek getirmeye geldikleri zaman, söylediğim tek kelime de ‘İyiyim’ oldu. Candy, büyük ihtimalle yarın derste bahsederler. Yakında Mayıs Festivali var. Veya koca yıldaki tek eğlencemiz. Gerçekten güzel oluyor. Şekerler, müzikler, danslar, birçok değişik tür pastalar… Özellikle pasta ve şekerleme kısmını sevdiğine eminim. İstediğin kişiyi davet edebilirsin. Değişik danslar yapılıyor. Festivalde dans ederiz, olur mu? Yalnız iyi öğren, ayağıma basma, tamam mı Çilli Tarzan? Yarın görüşürüz, fakat dikkat et, uyuman gereken yer yatağın, sakın Tarzan olduğunu hatırlayıp ağaçlarda uyuma!”

“Terry…” Candy mektubu tam kalbinin üstüne bastırdı. Her şey çok güzeldi…

***

- Konuşmayı kesin! Şimdi size Mayıs Festivali’nden bahsetmek istiyorum.

Bir anda sınıfta sevinç çığlıkları duyuldu. Herkes mutlulukla bağırıyor, “Bu seneki Çiçek Perisi kim olacak?” diye soruyordu. Candy şaşkınlıkla Patty’ye baktı.

- Bu Mayıs Festivali bu kadar çok mu seviliyor?

- Oh, evet! Bu festival yalnızca ekim ve mayıs aylarında yapılır. Her yıl bir çiçek perisi seçilir. Çiçek Perileri çiçek arabasında olurlar. Çok güzel elbiseler giyerler. Herkes onları izler. Dans edilir… Çok güzeldir.

- Ah, kulağa çok heyecanlı geliyor!

Rahibe kızgın bir bakış fırlattı sınıfa, bütün sınıf sessizliğe büründü. Rahibe gülümsedi ve konuşmaya başladı.

- Bu seneki Çiçek Perileri ayrıcalıklı olarak mayıs ayında doğan bütün kızlar olacak. Şimdi kimlerin Çiçek Perisi olacağını okuyorum: Mary, Kate, …

Candy heyecanla gülümsedi. Mayıs ayı… Anthony doğduğu günü mayıs ayında seçmişti. Doğum gününde ona dünyanın en güzel gülünü, Şeker Candy’yi hediye etmişti. Bembeyaz, parıltılı o iri gülü… Candy, Anthony ile anılarını hatırlamışken Patty Candy’yi dürttü.

- Candy! Senin de adın okundu! Duymadın mı?

- Benim de mi?

- Evet! Ahh, gerçekten çok şanslısın…

Candy ve Patty zil çalınca konuşmaya başladılar. Patty üzgündü.

- Partide bir eşin olursa dans edebilirsin. Benim hiç olmadı. Candy sen çok şanslısın.

Candy düşünmeye başladı. “Archie Annie ile birlikte. Ama Stear?” Neşeyle güldü.

- Patty, Stear’dan seninle eş olmasını isteyeceğim!

- Gerçekten mi? Çok iyisin, Candy! Ama sen?

- Ben mi?

Candy ellerini yanaklarına koydu ve pencereden baktı. Gökyüzünde gülümseyen Terry’yi gördü. Patty’ye döndü.

- Patty, benim eşim sanırım Terry olacak.

Patty şaşkındı.

- Terry mi? Emin misin? Terry hiçbir zaman festivale katılmadı. Ayrıca o bir serseri!

Candy başını iki yana salladı ve gülümsedi.

- Terry serseri değil! O sadece…

Candy, Terry’nin neden serseri gibi davrandığını söylerse onun sırrını ele vereceğini hatırlayınca aniden sustu ve omuz silkti.

- Neyse. Terry festivale geleceğini söyledi. Festival danslarını iyi öğrenmemi aksi halde onun ayağına basabileceğimi bildirdi beyefendi.

Patty heyecanlanmıştı, küçüklüğünden beri kimin kimi sevdiğini anlayabiliyordu. “Terry Candy’yi seviyor.” diye düşündü. Candy’nin de onu sevip sevmediğini anlayabilmek için bir soru sordu.

- Peki onunla dans edecek misin?

- Tabi ki! Hatta şu anda çok heyecanlıyım…

Candy aniden kızardı çünkü Patty imalı imalı gülümsüyordu.

- Ne var?

- Hiç, sadece sizin birbirinizi sevdiğinizi düşünüyordum da!

Candy ayağa kalktı ve komik bir sesle bağırdı.

- Aptal olma Patty!

Patty gülüyordu. Etraftaki bütün öğrencilerin onlara şaşkın şaşkın baktıklarını görünce ikisi de susup oturdular. Candy güldü.

- Biz sadece arkadaşız Patty.

- Gözlerin ve şu an kıpkırmızı olan yanakların yalan söylediğini hemen belli ediyor.

- Ahhhhh!

Patty güldü, ellerini yanaklarına koydu ve masaya yaslandı.

- Candy, benden saklayamazsın.

- Of… Bilemiyorum Patty. Ben, Terry’yi, yani, ne bileyim… Onu ne zaman görsem veya düşünsem acayip heyecanlanıyorum, içim sevgi doluyor. Gözümün önüne onun bakışları geliyor.

- Tamam işte! Bal gibi seviyorsun onu!

- Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?

- Evet, kesinlikle!

- …

Bir süre sustular. Patty’nin sözleri Candy’nin beyninde yankılanıyordu. “Terry’yi seviyor muyum? Bu olabilir mi? Ya Anthony?”

Candy dinlenme zamanında neşeyle diğer Pony Tepesi’ne çıktı. Etrafta Terry’yi göremeyince ayrımında olmasa da gözleri durgunlaştı. Halbuki onu görmeyi nasıl da istiyordu… Gelene kadar çimenlere oturdu, o sırada Kurin geldi.

- Merhaba Kurin! Nasılsın?

Kurin neşeli sesler çıkardı ve Candy’nin yanına oturdu.

- Merhaba Çilli Tarzan!

Candy arkasına döndü ve ayağa kalktı.

- Terry, merhaba! Nerelerdeydin?

- Ağaçtaydım, seni görünce indim. Sen dün niye gelmedin?

Candy güldü ve nasıl uyuyakaldığını, Rahibe Margaret ile plânlarını anlattı. Terry güldü ve Candy’ye büyüleyici bir şekilde baktı. Candy’nin içi sevgiden titremişti...

- Vay canına, küçük bir macera yaşamışsın Candy!

- Öyle oldu. Rahibeler bugün Mayıs Festivali‘nden bahsettiler. Ve bil bakalım ne oldu!

- Ne oldu?

-Mayıs ayında doğan herkes Çiçek Perisi seçiliyormuş. Ben de seçildim!

- Sen mi? Çiçek Perisi olmak mı? Hah hah ha!

Terry kahkaha atıyordu ama aslında gerçekten çok sevinmişti. “Candy, kim bilir nasıl da güzel olacaksın…” diye düşündü ama sonra bu düşünceyi hemen kafasından attı. Candy ise sinir olmuştu.

- Alay etmeyi kes, tamam mı? Gayet de güzel bir Çiçek Perisi olacağım.

- Canım, ona ne şüphe (!). Hm, yalnızca bence Ağaç Tarzanı daha uygun bir isim olabilirmiş.

- Terry! Sana alay etme dedim!

- Tamam, sustum.

Bir süre sessiz kaldılar ama Candy merakına yenilerek sordu.

- Festivale gelecek misin?

- Elbette, bir Tarzan nasıl dans ediyor görmeyi gerçekten isterim. Ama festivale sonradan gelirim.

- Patty senin festivallere hiç katılmadığını söyledi.

- Evet, pek ilgimi çekmez genellikle.

Terry içinden “Bu kez kesinlikle geleceğim!” dedi. Sonra konuyu değiştirmesi gerektiğini hissetti.

- Candy, ben yarın Bay Albert’i görmeye gideceğim.

Candy sevinmişti.

- Sahi mi, Terry? Çok güzel! Ne kadar da şanslısın!

- Eğer göndermek istediğin bir not varsa, verebilirim.

- Ah, çok iyi olur! Şey, bu akşam Archie ile Stear’ın yanına gitmeyi düşünüyordum. Onları özledim. O zaman notu sana veririm, olur mu? Odanda olursun değil mi?

- Evet. Ağaçlar arasında ilerlemekte gerçekten çok başarılısın Candy. Ancak bir maymun bu kadar iyi olabilir.

- Lütfeen, ben Tarzan’ım, unuttun mu yoksa?

- Hiç unutur muyum?

- Of, ben de seninle gelmeyi çok isterdim. Bay Albert’i görmeyi çok istiyordum…

- Bakarsın gelebilme ihtimalin olur, Candy. Festivalden önce herhangi bir günü Çiçek Perilerine kostüm dikmeye ayırır Rahibeler. Özellikle bunu kendileri yaparlar, gelenekmiş sanırım. O gün eğer yarın olursa…

Candy neşeyle ellerini çırptı.

- O zaman ben de gelebilirim. Bu çok güzel olurdu! Eğer dediğin gibi yarın tatil olursa kaçta ve nasıl çıkarız?

- Sabah güneş doğmadan çıkabiliriz ancak. Güneş doğduktan sonra hemen fark ediliriz. Tatil olursa hiçbir öğrenci kontrolü yapılmıyor zaten, herkes bahçede falan oluyor. Annie ile Patty’ye de gideceğini söylersin yalnız, sonra merak edip seni aramaya kalkarlar.

- Ah, tamam! İnşallah yarın tatil olur!

Terry Candy’ye bakarak gülümsedi, gözleri parıldıyordu. Candy de ona baktı ve gülümsedi. Dinlenme saatinin bittiğini gösteren çan çalınca Candy ayağa kalktı.

- Teşekkürler, Terry! Akşam haberleşiriz!

Candy koşarak oradan uzaklaşırken Terry onun gidişini izledi. Tüm kalbiyle yarının tatil olmasını istiyordu. “Çok güzel olurdu doğrusu…” diye iç geçirdi. Yarının tatil olması çok düşük bir ihtimaldi ama Candy’nin bu kadar heyecanlanıp sevindiğini görmek onu da sevindirmişti. “Candy…”

***

Akşam yemeği sırasında Rahibe Margaret Candy’yi çok sevindirecek duyuruyu yaptı.

- Çiçek Perilerinin elbiselerini dikmek gelenek olduğu için rahibelerin görevidir. Biz de yarın elbiseleri dikmeye karar verdik. Dolayısıyla size tatil olacak. İstediğiniz gibi zaman geçirebilirsiniz. Okul dışına çıkmak yasak. Zamanını isteyen odasında isteyen bahçede değerlendirebilir. Yoklama alınmayacak. Akşam yemeğinde ise herkesin hazır olmasını istiyorum.

Kızların hepsi çok sevinmişti, hep bir ağızdan bağırdılar.

- Tabi Rahibe Margaret!

Candy heyecandan ve mutluluktan uçuyordu. Her şey nasıl da böyle denk gelebilmişti? Harika olacaktı! Terry ve Bay Albert ile vakit geçirebilecekti. Ayrıca Puppy’yi de çok merak ediyordu. Her şey çok güzeldi!!

***

- Annie, Patty, ben yarın sizlerle olamayacağım.

Annie ve Patty şaşkındı. Annie sordu.

- Neden Candy?

- Şey… Bay Albert’in yanına gideceğim.

- Ama nasıl? Okuldan çıkmak yasak değil mi?

Candy göz kırptı.

- Biliyorum. Güneş doğmadan kimseye yakalanmadan gideceğim.

- Bay Albert nerede?

- Mavisu Hayvanat Bahçesi’nde çalışıyormuş.

Patty şaşkınlıkla omuz silkti.

- Candy, orası şehrin öbür ucunda. Gitmek için çok para vermen gerekir. Paran var mı?

- Şey, yok ama… Bay Albert ile Terry çok iyi dost. Terry onun yanına gideceğini söyledi, ben de gelmek istedim. Bunu düşünmedim ama herhalde o benim paramı öder.

Patty kıkırdadı ve yavaş bir sesle:

- Sizin birbirinizi sevdiğinizi biliyordum!

Annie bayağı şaşırdı.

- Candy ve Terrius mu? ONLAR mı?

Patty başını salladı ve ikisi de Candy’ye baktı. Candy kıpkırmızı olmuştu, kollarını kavuşturdu, gözlerini kapattı, kaşlarını çattı ve şakacı bir sesle bağırdı.

- Bu sizi ilgilendirmez, tamam mı?

Annie ve Patty gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı. Annie sevecen bir şekilde elini Candy’nin omzuna koydu.

- Bize neden söylemedin Candy?

- Benim gitmem gerek, Hoşçakalın!

Candy hızla oradan uzaklaşırken Annie ve Patty gülerek birbirlerine baktılar. Annie ellerini çırptı.

- Candy’nin Anthony’nin ölümünden sonra çok üzüldüğüne eminim. İnşallah Terry sayesinde onu unutur ve birlikte çok mutlu olurlar…

- İnşallah. Zaten bayağı bir iyi anlaşıyorlar onlar. Galiba birbirlerini sevdiklerini daha kendilerine bile itiraf edemiyorlar. Ama bana öyle geliyor ki Terry yakında Candy’ye söyler.

- Bence de…

- Annie, Archie ve senin çok mutlu olacağınıza eminim.

- Teşekkür ederim Patty…

- Bense…

- Patty, eminim ki sen de aradığın kişiyi bulursun. Hatta belki de çok yakınında biridir.

Patty şaşkınlıkla ona baktı. Annie gülümsüyordu.

- Biliyorsun Stear’ın sevdiği biri yok. Belki o ve sen…

- Tamam artık bu konuyu kapatalım.

- Nasıl istersen…

***

Candy, Archie ve Stear’ın odasına girmeden önce ağaçtan Terry’nin balkonuna zıplamıştı. Karanlıkta görmek de gerçekten zordu. Yavaşça camı tıklattı ve “Terry!” diye seslendi. Terry hemen balkonu açtı.

- İçeri gir, biri seni görürse olacakları düşünemiyorum.

Candy içeri girdi ve neşeyle bağırdı.

- OLDU!

Terry telaşlanmıştı, eliyle yavaş işareti yaptı.

- Sessiz ol!

- Tamam tamam… Yarın tatil oldu.

- Biliyorum herhalde. Güneş doğmadan bir saat önce uyanman gerekecek Candy. Uyanabilirsin değil mi?

- Elbette!

- Tamam, ağaçlardan ilerlemen gerek. Okul kapısının da üstünden atla. Orada buluşuruz. O saatlerde at arabası olmaz ama biraz beklersek gelir. İşte sonra da gideriz.

- Güzel.

Candy ellerini arkasına koydu, hafif kızarmıştı.

- Terry, şey, benim param pek yok da…

- Dert ettiğin şey bu mu Candy? Endişelenmene gerek yok, ben seninkini öderim.

- Gerçekten mi, Terry! Çok teşekkür ederim!

- Haydi sen Archie ile Stear’ın yanına git. Yalnız sabah geç kalırsan seni beklemem ona göre!

- Merak etme, geç kalmayacağım! İyi geceler!

Candy hızla balkona çıktı ve Archie’nin balkonuna atladı. Terry gülümseyerek balkonun kapısını kapattı, perdeleri çekti, ışığı kapattı ve yatağına uzandı. Fakat uyuyamadı. Candy’nin yan odada olduğunu bilmek onu heyecanlandırıyordu. Dahası yarın bütün gününü onunla ve Bay Albert’la geçirecekti…

- Merhaba Archie, Stear!

- Candy! Seni beklemiyorduk.

- Sürpriz yapayım dedim.

- İyi ettin.

Neşeyle masaya oturdular. Candy gözlerini Stear’a dikti.

- Stear, şey… Biliyorsun Archie ile Annie eş olacak. Benim arkadaşım Patty var ya… Onun eşi yok. Rica etsem, sen onunla eş olur musun? Çok tatlı bir kız, okumayı çok seviyor, çok iyi yürekli… Bunu o benden istemedi, ben sadece çok yakışacağınızı ve iyi anlaşacağınızı düşünüyorum.

Stear şaşkındı.

- Patty ve ben mi? Bilemiyorum Candy, onu daha hiç görmedim…

- Lütfeen. Eminim onu çok seveceksin! Hatırım için…

Stear omuz silkti ve çayını yudumladı.

- Tamam, hatırın için…

Candy çok sevinmişti.

- Teşekkür ederim Stear! Sen çok iyisin!

Kısa bir sohbetten sonra saatin 10 olduğunu söyleyen çan çaldı. Candy kalktı ve veda edip ağaçlara zıpladı. Archie perdeleri kapatırken gülüyordu.

- Çok şansızsın kardeşim!

- Evet. Candy’yle eş olacağımı düşünüyordum.

- Biliyorum… Bakarsın Patty’yi seversin. Kim bilir?

- …

Archie Stear’ı anlayabiliyordu. Gülümsedi.

- Candy bunu söylediyse elbet bir bildiği vardır. Belki gerçekten iyi anlaşacağınızı düşünüyordur.

- Neyse, bakalım.

İki kardeş oturdular ve gökyüzüne baktılar. Kapkaranlık gökte parıldayan yıldızları, dolunayı seyrettiler. Aynı anda Candy, Annie ve Patty de balkonlarından gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyorlardı. Bir saniye sonra Terry de balkona çıktı ve gökyüzüne baktı. Hepsi de gülümsüyordu. Hepsinin de gözlerinde yıldızların yansıması, umudun pırıltıları oynaşıyordu. Candy ve Terry aynı şeyi düşündü: Yarın birlikte olacaklardı… Mayıs Festivali’nde bir aşk doğacaktı, Stear ve Patty. Hepsinin de umutları vardı, mutluluk… Mutlu olmak, gülmek, gülümsemek…

4. BÖLÜM

***

Candy güneş doğmadan bir buçuk saat önce uyandı ve gerindi.

- Tam zamanında! Hemen hazırlanmalıyım ama ışığı açmasam iyi olur. Bugün çok güzel olacak.

Candy aceleyle formasını giydi ve saçlarını düzgünce topladı. Hazırdı. Perdeleri olabildiğince az ses çıkarmaya gayret ederek çekti ve balkona çıktı. Gecenin insanı titreten serinliği henüz geçmemişti ve güneşe dair hiçbir iz yoktu. Candy balkon kapısını sıkıca kapattı, etrafı dinledi. Aşağıdaki bekçiye baktı, horlayarak uyuyordu. Candy sevinmişti. “Güzel! Bekçiye fark ettirmeden ağaca zıplamak çok zor olurdu.” diye düşündü. Dikkatle ağaca zıpladı. Dallarda tıpkı bir maymun gibi sallanarak çıkış kapısına ulaştı. Kapının kenarlarındaki iki sütundan birine zıpladı, aşağıda kendisini bekleyen Terry’yi görünce hafifçe gülümsedi. Yavaşça yere atladı ve Terry’ye baktı. Terry gülümsüyordu.

- Günaydın! Aferin Candy, gerçekten yeteneklisin.

- Bu bir iltifat mıydı?

- Elbette.Şimdi biraz yürüyerek sokağa çıkacağız. Yalnız şu an sokakların pek tekin olduğunu söyleyemeyeceğim. Bütün gece içmiş pek çok serseri sokaklardadır.

Candy endişelenmişti.

- Gerçekten mi? Of! Ya bize saldırırlarsa?

Terry güldü.

- Endişelenme Candy. Ben seni korurum.

- Hıh!

Yürümeye devam ettiler. Terry haklıydı. Sokaklarda oraya buraya yığılmış pek çok serseri vardı. Candy ara sıra gözlerini açıp pis bakışlarla etrafı süzen bu insanlardan hoşlanmamıştı. Hele biri Candy’yi görünce sendeleyerek ayağa kalkıp “Merhaba güzel bayan!” diye haykırınca Candy’nin yüreği ağzına geldi ve Terry’nin arkasına saklandı. Terry o adama sert bir bakış atınca adam tekrar oturdu ve uyumaya devam etti. Terry sağ kolunu korkuyla sıkan Candy’ye gülerek baktı.

- Sakin ol, Candy. Sana bir şey yapamazlar.

Candy omuz silkti.

- Of, ben burada durmak istemiyorum. Ne zaman bir araba gelecek?

- Eminim birkaç dakikaya gelecektir.

- Terry, sen de böyle sokağın bir köşesine yığılıp kalıyor musun?

- Şey, hayır. En azından artık değil.

- Yani daha önce…

- …

- Peki neden ŞİMDİ değil?

Terry gülümsedi, nasıl açıklayacağını bilemiyordu.

- Candy, o zamanlar, beni kimse sevmiyordu. Ben de, nasıl desem… Senden herkesin nefret ettiğini düşünsene… Bunalıma girmiştim. İnsan bazen böyle durumları unutmak için yalnızca içiyor. Sonra hayatıma beni seven, beni anlayan iki insan girdi… Değiştim…

- Kim bu iki insan?

Terry durgunlaştı. Biri Bay Albert idi, biri de Candy. Fakat Candy’ye nasıl “Sensin!” diyebilirdi, daha doğrusu buna gücü yeter miydi, bilemiyordu. Candy’ye baktı, sorduğu sorunun cevabını bekleyen bir hâli vardı. Başını çevirdi.

- Bay Albert ve… Sen.

Candy şaşırmıştı. Terry için üzülüyordu. Aslında şimdi ona sımsıkı sarılmak, “Üzülme Terry!” demek isterdi. Yapamadı.

- Terry…

- Garip gelecek belki ama beni seven ilk insan sen oldun Candy.

Candy içinden “Sevmek ne kelime…” dedi ama sonra utandı. Gelen at arabasını fark edince her şeyi unuttu ve neşelendi.

- Geliyor!

- Nihayet!

Araba durdu. Candy ve Terry hemen arabaya bindi, Terry şoföre “Mavisu Hayvanat Bahçesi’ne, lütfen!” dedi. Şoför temiz yüzlü, yaşlıca bir adamdı. Terry adamın iyi biri olduğundan emin olunca rahatladı ve koltuğa oturdu. Candy neşeliydi.

- Bay Albert’i göreceğim için heyecanlıyım.

- Çok iyi bir insan.

- Kesinlikle! Terry, benim akşam yemeğine yetişmem gerekiyor.

- Ne o, yemeği kaçırmak istemiyor musun yoksa?

- Saçmalama. Rahibeler yemekte herkesin olması gerektiğini söyledi.

- Tamam… İstersen gidene kadar uyuyabilirsin Candy, ne de olsa çok erken kalktın.

- Aslında iyi olur, gözlerim ağırlaştı. Gelince beni uyandır!

- Yok Candy, ben seni arabada bırakmayı düşünüyordum.

Güldüler. Candy başını cama dayadı, kollarını yastık gibi başının altına koydu, yüzündeki tatlı gülümsemeyle uykuya daldı. Doğmaya başlayan güneşin ışıkları yüzüne yansıyordu. Terry bir süre onu seyretti, içinden “Ne de güzel uyuyor…” dedi. Gerçekten de Candy büyüleyici gözüküyordu… Az sonra Terry’yi şok edecek bir şey oldu. Candy rüya görüyor olmalıydı, oldukça sessiz bir şekilde “Ben de seni, Terry…” demişti. Terry ciddi anlamda şaşırmıştı, Candy çok mutlu gözüküyordu. Terry düşünmeye başladı. ‘Ben de seni’… Terry acaba Candy’nin rüyasında “Seni seviyorum” mu demişti? Başka bir şey olamazdı. Terry gülümsedi, yapabildiği tek şey bu oldu…

Candy rüyasında gerçekten de Terry’nin ona “Seni seviyorum.” dediğini görmüştü. Öyle heyecanlanmıştı ki ayakta duramamış, yere oturmuştu. Cevap olarak da “Ben de seni, Terry…” demişti.

Araba hayvanat bahçesinin önünde durdu. Terry doğruldu, cebinden parasını çıkarırken Candy’ye seslendi.

- Candy! Candy! Hadi uyan! Candy!

Candy zıplayarak uyandı, önce nerede olduğunu anlayamadı, sonra “Mavisu Hayvanat Bahçesi” tabelasını görünce heyecanla aşağı indi. Terry ücreti ödedi, araba uzaklaşırken ikisi de gözlerini büyük hayvanat bahçesine dikmişti.

- Henüz açılmamış ama bekçiye Bay Albert’in arkadaşları olduğumuzu söylersek bizi içeri alacaktır.

Hayvanat bahçesinde pek çok çalışan vardı, ilk iş olarak hayvanları besliyorlardı. Daha sonra hayvanat bahçesi açılacaktı. Terry ve Candy bekçiye yaklaştılar. Terry dostça bir sesle konuştu.

- Merhaba bayım. Biz Bay Albert’in arkadaşlarıyız. Bizi içeri alabilir misiniz?

Bekçi şüpheli bir tavırla sordu.

- Sizi bekliyor muydu?

- Hayır, ona sürpriz yapmak istiyoruz. Kendisine “Terrius ve Candice geldi” derseniz tanıyacaktır.

- Pekâlâ.

Bekçi içeri seslendi, bir genç geldi, bekçi bir şeyler fısıldadı. Genç hayvanat bahçesine tekrar girdi. Birkaç dakika sonra geri döndü.

- Onları tanıyormuş. İçeri davet etti.

-Pekâlâ.

Bekçi kapıyı açınca Terry ve Candy içeri girdi. Genç onlara yolu gösterdi. Bay Albert çok eski, harabe görünümlü bir kulübenin önünde onlara el sallıyordu.

- Merhaba. Sabahın bu saatinde burada ne arıyorsunuz?

Candy neşeyle bağırdı.

- Size sürpriz yapmak istedik.

- Güzel! Hadi içeri girin.

Üçü kulübeye girip içerideki masaya oturdular. Terry olanları anlattı. Bay Albert şaşırmıştı.

- İyi ki geldiniz. Hayvanlarla uğraşmak eğlenceli ama bazen dostlarımı özlüyorum.

- Biz de sizi çok özledik.

Candy bir an Bay Albert’e söylemek istediği şeyi hatırladı.

- Bay Albert, sizi Mayıs Festivali’ne davet ediyorum. William Amcayı da davet edeceğim.

Bay Albert’in yüzünde garip bir ifade oluştu, sonra tekrar neşelendi. İçinden “Bence ben gelmesem daha iyi olabilir. Candy ve Terry beraber iyi vakit geçirebilirler.” dedi. İkisinin aralarındaki sevginin dostlukla sınırlı olmadığını sezmişti.

- Üzgünüm. Mayıs Festivali’nin olduğu gün hayvanat bahçesine büyük bir grup gelecek. Ben de bu grubu gezdirmekle görevliyim. Siz ikinizin iyi vakit geçireceğine eminim.

Candy ve Terry hayal kırıklığına uğramıştı. Candy ofladı.

- Nasıl bir şans bu! Gelmenizi çok istiyordum Bay Albert. William Amcamı davet etsem de nasıl olsa gelmeyecektir. Davet mektubuma da Georges cevap verecek ve her zamanki cümlesini yazacaktır “Bay William çok meşgul.”

Terry güldü fakat Bay Albert gülmemek için kendini tuttu. Eğer gülerse sırrı ortaya çıkabilirdi. O sırada kapı tıklatıldı ve içeri uzunca bir adam girdi.

- Güneş gözlüklü, artık işe dönsen iyi olur.

- Tamam, geliyorum.

Ayağa kalktı.

- İki saat içinde döneceğim. O zamana kadar siz eğlenin. Hoşçakalın!

Candy ve Terry başlarını salladılar. Bay Albert kapıyı kapatınca birbirlerine baktılar ve aynı anda çaylarını yudumladılar. Terry sessizliği bozmak istedi.

- Bay Albert ne kadar da iyi biri. Ama festivale gelememesi gerçekten çok üzücü.

- EVET. Çok umutluydum. Birlikte çok eğlenirdik…

Tekrar sessizlik… Candy de Terry de birbirlerine bakamıyorlardı. Yalnızca kalplerinin deli gibi attığını hissediyorlardı. Ne olursa olsun, birlikte olmak ikisine de keyif veriyordu…

Candy aklına ilk gelen şeyi sordu.

- Terry, sınavlara giriyor musun?

Terry güldü ve başını salladı.

- Aslında hayır. Ama Rahibe Gray beni sonradan zorla sınava sokuyor. O sınavlar da bana özel hazırlanıyor –ve çok kolay oluyorlar.

Candy sıkıntıyla iç geçirdi.

- Sana imreniyorum. Bizim sınavlar öylesine zor oluyor ki… Zaten ben de sınavlara öyle çok çalışmıyorum ama…

- Candy, seni bir an düşündüğü tek şey dersler olan öğrencilerden biri olarak hayal ettim de…

Terry gülüyordu. Sözlerine devam etti.

- Herhalde biz hiç anlaşamazdık! Sen bana bilmişlik taslar dururdun.

Candy güldü fakat hemen ciddileşip kaşlarını çattı.

- Anlaştığımızı da kim söyledi? Hıh!

Terry sustu, yalnızca gülümsedi. Ne zaman gülümsese Candy’nin içi titriyordu. Belli etmemeye çalışarak Terry’ye bakıyordu ama gözleri heyecandan parıldadığı için Terry fark etmişti. Ona bakınca göz göze geldiler ve hızla başlarını çevirdiler. Candy “Onun yanında olmak bana çok büyük bir mutluluk veriyor… Gözlerine, gülümsemesine bakmak, sesini duymak, daha da önemlisi onu yanımda hissetmek… Onunla konuşmak, gülmek, gülümsemek… Onun yanına oturmak, sıcaklığını hissetmek… Terry’yle her şey öylesine güzel ki… Her şey…” dedi içinden. Dışından söyleyebilmiş olsaydı ne güzel olurdu… Öte yandan Terry de benzer şeyleri geçiriyordu içinden.

Hiçbir şey yapmasalar, konuşmasalar da bakışları aslında çok şey anlatıyordu. Bazen bir tebessüm, bir bakış, bir ifade sözlerden daha etkili olur. Bir bakış, insanın yüreğindeki sevgiyi anlatabilir…

Terry bu bakışmalarla iyice utandıklarını anlayınca kalktı ve kulübenin kapısını ardına kadar açtı. İçeri güneşin huzur verici ışıkları ve insan sesleri doldurdu. Candy başını çevirip Terry’ye baktı. Gülümsüyordu Terry.

- Candy, dışarısı insan kaynıyor. Bir tur atmaya ne dersin?

- Oluuur.

Hayvanat Bahçesi o gün oldukça kalabalıktı. Candy ve Terry, birbirlerine bakamadan yürümeye başladılar. Kafeslerdeki hayvanlar oldukça ilginçti. Bazılarına özellikle durup bakıyorlardı.

Candy gerçekten çok mutluydu. “Acaba Terry ve ben dışarıdan nasıl gözüküyoruz?” diye düşünmeden edemedi. Terry’nin yaptığı espriye gülerken bir köşede çiçek satan çocuk onlara doğru bağırdı.

- Bayım!

Terry şaşkınlıkla çocuğa baktı. Kestane rengi saçları, parlak gözleri olan esmer bir çocuktu.

- Bana mı dedin?

- Evet. Güzel sevgiline şu kırmızı gülü hediye etmek istemez misin?

Candy de Terry de çok utanmış, yanakları kızarmıştı. ‘Sevgili’ mi? Candy içinden geçirdiği sorunun bu kadar çabuk cevaplanmasına çok şaşırmıştı. Çocuk ise para kazanabilme umuduyla dolup taşıyordu.

- Bayım, sevdiğin kızı mutlu etmek istemez misin? Bu kırmızı gül hâlâ taze, kokusu da çok güzel. Ha, güneş gözlüklü çalışan benim burada çiçek satmama izin verdi –yani kaçak değilim ben. Hadi ama, bak nasıl da güzel kokuyor!

Terry gülümsedi, cebinden biraz para çıkarıp çocuğa verdi. Çocuk pek sevinmişti, paraları alırken kıpkırmızı gülü Terry’ye uzattı. Paraları cebine atıyordu ki durdu.

- Bu çok fazla. Biraz beklerseniz para üstünüzü verebilirim.

- Gerek yok. O fazla parayla kendine şeker ve çikolata alacaksın, tamam mı?

Çocuğun yüzü sevinçle aydınlanmıştı.

- Çok teşekkürler!

- Hoşça kal!

Terry elindeki kırmızı gülü Candy’ye ne diye vereceğini bilemiyordu. Candy hemen yanındaydı, yüzü kıpkırmızıydı. Çocuksa muzip bakışlarla onları süzüyordu. Sonra neşeyle bağırdı.

- Hadi hadi, birbirinizi çok sevdiğinizi ben bile anladım. Siz nasıl anlamıyorsunuz?

Terry çocuğa kaşlarını kaldırarak bakınca çocuk sustu ve gülümsedi. Bir başka müşteriye çiçek satmaya başladı. Terry yavaşça Candy’ye döndü. Onun kıpkırmızı olduğunu görünce kendini tutamayıp güldü ve o kıpkırmızı gülü uzattı.

- Çilli Tarzan’ım, bu gül size layık değil ama, yanaklarınız kadar kırmızı olan bu hediyeyi kabul edin lütfen.

- Terry, bir kere alay etmesen olmaz değil mi?

- Tabi ki olmaz.

Candy gülümseyerek gülü almak için uzandı. Gülü alacakken eli Terry’nin eline değdi. İkisinin de kalbi hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı. Birbirlerine baktılar, ikisi de elini çekmedi, çekemedi. Ortadaki o kırmızı gül iki eli bağlıyordu. Candy, Terry’nin elinden kalbine akan sımsıcak duygularla irkildi ve gülü de alarak elini çekti. Terry gülümsedi, kendini çok mutlu hissediyordu…

Candy güle baktı ve kokladı. Gülün görüntüsü de kokusu da Anthony’nin güllerine benziyordu. Gülümsedi, gözlerini kapattı.

- Teşekkür ederim, Terry. Bu gül çok güzel.

- Sen daha güzelsin. Sana bir gün nergis vereceğim, Candy.

- Terry…

- Hadi kulübeye dönelim. İki saat dolmuş olmalı.

Kulübeye yürürlerken Terry başını çevirdi ve çiçekçi çocuğa gülümsedi. Ona minnettardı.

Bay Albert bir-iki dakika önce kulübeye girmiş ve oturmuştu. Candy ile Terry’yi görünce gülümsedi.

- Gelin, oturun. Nasıl buldunuz Hayvanat Bahçesi’ni?

- Çok güzel. Zürafalara, aslanlara ve kaplanlara baktık.

- Pekâlâ. Hey, siz kahvaltı yapmadınız değil mi? Hay Allah, nasıl da unutmuşum! Şu kutuda çalışanlar için yiyecek oluyor. Size biraz vereyim.

Bay Albert kutudan peynir ve ekmek çıkarırken Candy masaya iki tabak, iki çatal koydu. Üçü de masaya oturdu. Candy ve Terry kahvaltı ederlerken Bay Albert ile koyu bir sohbete daldılar. Bir ara Bay Albert’in gözü Candy’nin yanındaki kırmızı güle kaydı. Gülümsedi.

- Candy, bu gül…?

Candy kızardı ve Terry’ye baktı. Terry de kızarmıştı.

- Şey, bu gülü Terry aldı.

- Ve sana verdi?

- Eh, evet…

Bay Albert ikisinin de utandığını görünce kahkaha attı. Çayını yudumladı ve ikisine baktı.

- Niye utanıyorsunuz ki? Aşk çok güzel bir şeydir.

Terry gücenmiş gibiydi.

- Bay Albert, Candy ve ben, sadece iki…

- Sadece iki dost musunuz? Bana pek öyle gelmedi ama neyse…

Uzun, upuzun bir sohbetten sonra vakit ikindi oldu. Terry Candy’ye baktı.

- Artık gitsek iyi olur, Candy. Yoksa akşam yemeğine yetişemeyeceksin.

- Ah, evet!

Üçü de kalktı. Terry gülümseyerek Bay Albert’in elini sıktı.

- Yakında tekrar gelirim Bay Albert!

- Gel mutlaka.

Candy Bay Albert’e sarıldı.

- Hoşça kalın Bay Albert!

- Geldiğin için teşekkür ederim Candy.

Candy ve Terry çıkarken Bay Albert gülümsedi. İçinden “Candy’nin Anthony’yi unutmasına öyle çok sevindim ki… Birbirlerini gerçekten seviyor gibi gözüküyorlar.” dedi. Sonra hayvanat bahçesinin işlerine döndü.

***

- Bugün harikaydı. İyi ki gelmişiz.

- Evet. Aslında tekrar gelebilir miyim bilemiyorum Candy. Mayıs Festivali’nden sonra yaz ve yaz tatili. Yaz tatilinde Amerika’ya mı gideceksin?

- Bunu henüz düşünmedim.

- Babamın İskoçya’da bir malikanesi var. Her yaz tatilini orada geçiririm. Aynı zamanda bu okulun düzenlediği yaz okulu var İskoçya’da.

- Yaz okulu mu? Kulağa eğlenceli geliyor.

- Katılsan ya Candy… Yazın bol bol görüşürüz.

Candy gülümseyen Terry’ye baktı. Verecek bir cevap bulamıyordu. Bir an düşündü, eğer Amerika’ya giderse yaz boyunca Terry’yi göremezdi. Öte yandan yaz okulu güzel bir fikir gibiydi…

- Annie ve Patty de geliyorsa yaz okuluna gelirim ben de.

O sırada at arabası durdu. Candy ve Terry indi. Okul birkaç metre ötelerindeydi. Candy birden terlemeye başladı. Kimseye fark ettirmeden içeri nasıl girebilirlerdi? Terry’ye soran gözlerle baktıysa da Terry gayet neşeli ve rahat gözüküyordu.

- İçeri nasıl gireceğiz Terry?

- Ağaçlardan, tabi ki… Kimse göremez, merak etme. Görecek olursa hemen bir dalın arkasına saklanırsın.

- Tamam.

Duvarı aşmak biraz zor olmuştu ama gerisi kolaydı. Candy hemen bir ağaca zıpladı ve Terry’ye el salladı. Sonra olabildiğince sessiz olmaya çalışarak ağaçlarda ilerledi.

“İşte yatakhaneler! Şimdi sessizce odama sıvışmalıyım…” diye düşünürken birden bir bağırma duydu. Kulak kesildi.

- Candice nerede Annie?

Candy titredi, Rahibe Gray’in sesiydi bu. Ve, ve… Bu bağırma odasından geliyordu! Odasına iyice yaklaştı ve cama baktı. Balkon kapısı açık olduğu için sesleri gayet iyi duyabiliyordu. İçeride Rahibe Gray başta olmak üzere diğer tüm rahibeler, ağlayan Annie ve Patty, alaycı gülümsemeleriyle Eliza ve Louise vardı. Neler oluyordu?

Annie ve Patty titriyor ve ağlıyorlardı.

- Bi-bilmiyorum Rahibe Gray… Bugün onu gördüm ama so-sonra nereye gitti bilmiyorum…

- NE DEMEK BİLMİYORSUN?!

Eliza kollarını kavuşturdu, burnunu havaya kaldırdı.

- Eminim biliyordur. Candy’yi ortalıkta hiç görmeyince bir şeyler döndüğünü anlamıştım zaten.

Candy telaşa kapılmıştı. Rahibelerin bakışları hiç de iyi gözükmüyordu. Annie ve Patty ise epey korkmuş gibiydiler –Candy yüzünden! Candy onların kendisi yüzünden korkmalarına daha fazla dayanamadı, ne kadar tehlikeli de olsa ağaçtan balkona atladı ve içeri girdi.

Rahibeler şaşkınlıkla ona bakıyordu. Annie ve Patty dehşet içindeydiler. Eliza ve Louise önce şaşırmış, sonra da tekrar kurnazca gülümsemişlerdi. Rahibe Gray hiddetle bağırdı.

- Candice White Adley! Sen neredeydin?!

Candy korku dolu ifadesini saklamaya çalışarak gülümsedi.

- Efendim, ben Sahte Pony Tepesi’ndeydim.

Rahibe Gray yeniden bağırdı.

- Orası da neresi?!

- Şey, okulun arkasındaki tepe. Büyüdüğüm yerdeki tepeye çok benzediği için ona bu ismi vermiştim. Sabah erkenden kalkıp tepeme çıkmıştım ve bu saate kadar orada kaldım. Çünkü çocukluk hatıralarımı anımsamıştım… Siz de bugün serbest olduğumuzu söylemiştiniz…

Rahibe Gray de diğer rahibeler de yumuşadılar. Rahibe Gray kaşlarını kaldırdı.

- Tamam Candice. Yalnız bir daha bize haber vermeden etrafı dolaşma.

- Tabi Rahibe Gray…

Rahibeler, Eliza ve Louise odadan çıkarken Rahibe Margaret Candy’ye yaklaştı ve omzunu tuttu.

- Senin için çok endişelenmiştik Candy.

- Üzgünüm…

- Acıkmışsındır. Yemek odasına gel ve aşçıya söyle.

- Tamam.

Rahibe Margaret de odadan çıkınca Candy mahcubiyetle arkadaşlarına baktı.

- Annie, Patty, gerçekten üzgünüm… Başınızı belaya soktum…

- Önemli değil Candy. Hadi yemek odasına gidelim.

Akşam olunca rahibeler Çiçek Perileri’ne giysilerini dağıttılar. Büyüleyici güzellikte elbiselerdi. Candy, Annie ve Patty; Candy’nin elbisesine hayran kalmışlardı. Annie gözleri parıldayarak:

- VAAY! Bu harika Candy! Çok güzel gözükeceksin!

- Gerçekten çok güzel bir elbise, Candy!

Kızlar gülüşürken Eliza ve arkadaşları kıskançlıkla Candy’nin elbisesine bakıyorlardı. Gerçekten büyüleyici güzellikte idi. Eliza Candy’ye yaklaştı.

- Candy, sen bir yetimsin. Mayıs ayında doğduğunu nereden biliyorlar?

- İstersen listeye bak Eliza. Orada benim açıkça Mayıs ayında doğduğum yazıyor.

- Bu işin içinde bir iş olmalı.

Candy gülümsedi ve elini belini koydu.

- Anthony doğum günümü seçmişti ve o gün bana çok güzel bir beyaz gül vermişti.

Eliza yutkundu, yumruklarını sıktı.

- Anthony mi?

- Evet, Anthony.

Eliza sinirle yürüyerek oradan uzaklaşırken kızlar gülüştüler. Candy aniden aklına gelen şeyi sordu.

- Annie, Patty, yaz tatiline nereye gideceksiniz?

Annie gülümsedi.

- Biz de bugün Patty ile bunu konuşmuştuk. İskoçya’daki yaz okuluna gideceğiz. Ya sen, Candy?

- İskoçya… Tamam, siz geliyorsanız ben de geliyoruum!

Üç kız, güneş ışıklarının aydınlattığı ağaçlara ve masmavi pırıldayan gökyüzüne, bembeyaz bulutlara ve uçuşan kuşlara baktılar. Gülümsediler. Gülümsemek, sevmek, sevilmek, yaşamak ne güzeldi…

“Mayıs Festivali, hemen ardından yaz tatili, İskoçya, yaz okulu ve Terry… Güzel bir şeylerin olacağını hissediyorum…” Doğruydu. Olacaktı. Hem de Candy’yi mutluluğa boğacak kadar güzel şeyler…

28.12.2014

candy has reacted to this post.
candy

5. BÖLÜM

- Candyy, harika görünüyorsuun!

Candy gülerek Archie ve diğerlerine el salladı. Çiçek arabası, alkışlar ve çığlıklarla ilerlemeye devam ediyordu. Arabada Mayıs ayında doğan kızlar vardı. Hepsi muhteşem elbiselerin içindelerdi. Bütün öğrenciler neşeyle arabayı izliyordu. Bu tam bir festivaldi. Candy dengesini sağlamak için arabanın kenarına tutundu, gözleriyle Terry'yi arıyordu. Onu öyle görünce kesinlikle çok şaşıracaktı. Çünkü gerçekten çok güzel gözüküyordu, çiçeklerle kaplı kabarık bir elbise giymişti, saçlarında bile çiçekler vardı. Geçit töreni bittiğinde çiçek perileri arabadan indi ve hepsi oflamaya başladı. İçlerinden biri:

- Bunun harika bir iş olacağını düşünmüştüm ama o kadar süre ayakta durmak çok yorucuydu!

- Kesinlikle haklısın. Hadi gidip içeceklerden içelim.

Candy bir kenara oturdu ve iç geçirdi, o sırada kızların heyecanlı fısıltılarını duydu.

- İnanmıyorum, bu Terrius!

- Çok yakışıklı görünmüyor mu?

- Kimin için burada acaba?

- Onun katılacağını düşünmezdim.

- İnanmıyorum buraya geliyor!

Candy heyecanla kafasını çevirdi ve evet, Terry gülümseyerek oraya doğru geliyordu. Candy'ye bakarak… Kesinlikle çok yakışıklı gözüküyordu, öyle ki Candy bir an nefessiz kaldı. Gülümseyerek ayağa kalktı.

- Terry! Geleceğini düşünmüyordum!

- Tabii ki de gelecektim! Senin ne kadar komik göründüğünü görmek istiyordum.

Candy kıkırdadı, o sırada kızların kıskanç bakışlarıyla karşılaştı. Fakat Terry bunu fark etmemiş gibiydi. Yavaşça Candy'ye yaklaştı, kulağına eğildi.

- Ama cidden harika görünüyorsun.

Candy nefesini tutmuştu, Terry'nin bu kadar yakınına gelmesini beklemiyordu. Sinirli bir şekilde Terry'yi itti.

- Ne yaptığını sanıyorsun!

Terry güldü fakat sonra kızların bakışlarını fark etti. Aniden ciddileşti. Sesini alçaltarak:

- Dans salonuna gitmek ister misin?

Candy gülümseyerek başını salladı ve dans salonuna doğru ilerlediler. Salon oldukça büyüktü, çok hoş bir müzik çalıyordu. Pek çok insan vardı -öğrenciler ve aileleri. Çiftler dans ediyorlardı. Terry bu kadar çok insanı bir arada görünce duraksadı, insanlardan her zaman uzak dururdu. Candy yavaşça başını çevirip Terry'ye baktı, sonra oldukça neşeli bir sesle:

- İstersen Pony tepesine gidelim, ne dersin?

- Aslında iyi olur, hadi gidelim.

Müzik, Pony tepesine kadar ulaşıyordu. Birlikte ağacın altına oturdular. Bir süre hiçbir şeyden söz etmeyip gökyüzünü izlediler.

- Çok küçükken annem ve babamla böyle bir gökyüzünün altında piknik yapmıştık. Tam hatırlamıyorum ama çok eğlenmiştik, çok gülmüştük.

Candy şaşkınlıkla Terry'nin yüzüne baktı, o an aslında Terry'nin annesini ne kadar özlediğini anladı.

- Bir hatıranın olması bile ne kadar güzel, benim hiç yok.

- Candy...

- Seninle bir gün piknik yapalım olur mu Terry?

Terry sımsıcak gülümsedi ve başını salladı. Candy'nin içi titremişti. O sırada "o müzik" başladı. Anthony'yle dans ettiği o müzik... Terry hemen ayağa kalktı ve gülerek elini uzattı.

- Bu dansı bana lütfeder misiniz acaba?

Candy heyecanla Terry'nin elini tuttu, yine sıcacıktı. Ayağa kalktı ve dansa başladılar. Birbirlerinin gözlerinin içine ilk defa bu kadar uzun süre bakıyorlardı. Elleri ilk defa bu kadar uzun süre temas ediyordu. İlk defa bu kadar uzun süre birbirlerine yakın durmuşlardı. Öte yandan Candy'nin yüzü Terry'ye baktıkça kızarıyordu. Terry bunu fark edince duraksadı. Candy şaşkınlıkla sordu:

- Neden durdun?

- Candy, kıpkırmızı oldun. Neden?

Candy aniden gözlerini sımsıkı kapattı.

- Demek gerçekten kızarmışım!

- Ama neden?

İkisi de dansı bıraktı fakat hâlâ el elelerdi. Bu, durumu daha da ilginçleştiriyordu. Candy hafiften titriyordu, Terry'nin gözlerine doğrudan bakamıyordu bile.

- Hiç, hiçbir sebebi yok.

Terry hiçbir şey demedi, istemsiz bir şekilde Candy'nin elini biraz daha sıktı. Candy iyice kızarmıştı. Kafasını kaldırdı, Terry'nin gözlerine baktı. Müzik devam ediyordu.

- Bu kadar uzun süre sana bakınca... Bilmiyorum, biraz, utandım sadece.

Terry hiçbir şey demedi, tek elini bırakıp onunla Candy'nin başını yavaşça kendine ittirdi. Eğilip alnını öptü, bir süre o şekilde kaldı. Zaman o anda donmuştu, Terry'nin dudaklarını Candy'nin alnına değdirdiği o an. 15-20 saniye o şekilde kaldıktan sonra Terry aniden başını kaldırıp hızla arkasını döndü. Candy ise ne olduğunun farkına varamamıştı. Gerçekten öpmüş müydü onu? Evet, alnındaki sıcaklığı hâlâ hissedebiliyordu, elindekini de. Birkaç saniye sonra Terry hafifçe dönüp Candy'ye baktı, utandığı belli oluyordu.

- Seni rahatsız ettiysem özür dilerim.

Terry bir itiraz bekledi, rahatsız olmadığını ifade eden bir şey. Fakat bir cevap gelmedi. Candy hâlâ şaşkın bir şekilde ona bakıyordu. Terry kafasını eğdi, yavaş adımlarla tepeden inmeye başladı. Candy arkasından baktı, tepeden inişini ve gözden kayboluşunu izledi, bir şey demek istedi, diyemedi.

***

- Candy, nihayet geldin! Neredeydin?

Candy gülümseyerek arkadaşlarına baktı. Hâlâ içi bir garipti, bunu onlara hissettirmemeye çalışmalıydı.

- Hiç, biraz Pony tepesinde oturdum.

- Böyle bir festival varken?

Candy gülerek masaya oturdu. Birkaç dakika sonra Annie ve Archie, Patty ve Stear sohbete daldılar. Candy sessizce onları izliyordu. Çok mutlu gözüküyorlardı. Öyle ya, insan sevdiğinin yanında mutlu olurdu. Peki o Terry'nin yanında mutlu muydu? "Evet, kesinlikle evet." diye geçirdi içinden. Masanın üstündeki meyve suyuna uzandı ve karşıda bir köşede tek başına bekleyen Terry'yi gördü. Bakışlarını çevirmeden meyve suyunu aldı, içerken de onu izlemeye devam etti. Çok dalgın gözüküyordu.

- Candy, şuradaki Terry değil mi? Yanına gitsene…

Candy irkilerek Annie'ye baktı. Archie'nin bakışları değişmişti, kafasını başka yöne çevirdi. Candy omuz silkti, yumruklarını sıkıp ayağa kalktı. Terry'ye doğru ilerlemeye başladı. Terry onu fark etmişti, hâlâ utandığı bakışlarından belliydi. Tam o sırada Elisa Terry'nin yanında bitti.

- Terrius, hadi dans edelim.

Terry şaşırarak Elisa'ya baktı. Sonra muzip bir ifadeyle:

- Üzgünüm hanımefendi, dansta pek iyi değilimdir.

Elisa kıkırdadı, Terry'nin kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Terry'nin gözleri büyüdü, yutkundu. Kaşlarını çatıp ani bir hareketle Elisa'yla dans etmeye başladı. Candy şok olmuştu. Hiçbir şey yapmadan onları izledi, Terry bakışlarını kaçırmak için özel bir gayret sarf ediyorken Elisa Candy'nin gözlerinin içine bakıyordu. Candy'nin neler olduğuna dair hiçbir fikri yoktu, sadece çok öfkelendiğini hissedebiliyordu. Alnına dokundu, Terry'nin öptüğü yere. Sonra arkasına bakmadan oradan uzaklaştı.

08.08.2015

6. BÖLÜM

Mayıs Festivalinin üstünden yaklaşık iki hafta geçmişti. Sınavlar başlıyordu. Candy elinden geleni yapacak, William amcasının yüzünü güldürecekti. Terry'yi fazla düşünmemeye çalışıyordu. Zaten iki haftadır hiç görmemişti.

Dersler bitince Annie ve Patty ile bahçede dolaşmaya çıktı. Akşam yemeğine bir saatlik bir zaman dilimi vardı. O günkü matematik sınavından konuşuyorlardı.

Candy:

- Sınav gerçekten çook zordu.

- Candy doğru düzgün çalışıyor musun?

Candy Patty'ye bakıp iç geçirdi.

- Senin kadar zeki değilim ki…

Annie heyecanla sohbete katıldı.

- Terrius'un sınavların hiçbirine girmediğini duydum!

Patty şaşkınlıkla:

- Oh, gerçekten cesaretli!

- Babası bir dükmüş ve okulun sahiplerinden biriymiş!

- Bu cesaretinin nedeni anlaşıldı!

Candy sessizce onları dinlerken içinden Terry'yi görmek geldi. Yönünü değiştirerek;

- Ben birazdan gelirim.

Dedi ve hızla Sahte Pony Tepesine doğru koşmaya başladı. Terry büyük ihtimalle oradaydı.

Güneş batıyordu.

Evet, Terry ortadaki o büyük ağacın dalına uzanmış, armonikasını çalıyordu. Candy, güneşin son ışıklarının Terry'nin yüzündeki parıltısını izlerken içindeki duygulara bir anlam vermeye çalıştı. Özlemiş miydi?

Ağaca yaklaştı. Terry onu fark edince çalmayı bıraktı ve ağaçtan atladı.

- Uzun zaman oldu, Çilli Tarzan!

Candy gülümsedi. Terry'nin alaylı sözleri onu çoğu zaman delirtse de şu an kendini çok mutlu hissediyordu. İçinden sarılmak geçtiyse de bu dürtüsünü engelledi.

- Sınavlara girmiyormuşsun?

Terry muzipçe gülümsedi.

- Girmeyi düşünmüyorum.

- Neden?

- Çünkü gerçekten saçma. Kimin o saçma bilgilere ihtiyacı olur ki?

Candy kaşlarını çattı.

- Terry, ileride bir mesleğin olmayacak mı?

Terry gülümsedi, gözleri ışıldıyordu.

- Olacak. Tabii ki olacak. Neyse, Candy, yaz tatilinde nereye gideceksin?

Candy duraksadı, gökyüzüne baktı. Cevap vermek için ağzını araladığı anda hışırtılar duyuldu. Bu hışırtılar iyiye işaret değildi, orada biri mi vardı?

Ve evet, ağaçların arasından Elisa gözükmüştü.

Candy bir adım attı geriye. Terry'nin bile kaşları çatılmıştı. Elisa gülerek kollarını kavuşturdu.

- Demek yine buradasınız! Sizi kaçıncı yakalayışım bilmiyorum.

Candy şaşırmıştı.

- Kaçıncı derken?

- Mayıs Festivali'nde burada dans edişinizden bahsediyorum!

Candy korkuyla titredi. Demek Elisa onları görmüştü! Yani, Terry'nin onu öptüğünü de...

Elisa kıkırdadı.

- Rahibeler bunu öğrenince çok şaşıracaklar!

Koşmaya başladı. Candy arkasından gidecekse de Terry kolundan tuttu.

- Söylemeyeceğine söz verdi, yani şimdilik.

- Ne?

Terry gözlerini kaçırdı.

- Mayıs Festivali'nde onunla dans ettiğimi hatırlıyorsun değil mi? Beni rahibelere söylemekle tehdit ettiği için dans ettim.

Candy gözlerini kapadı, "Ah, demek bu yüzdendi." diye mırıldandı.

- Elisa'ya güvenemiyorum ama yapacak bir şey yok.

Ağacın altında oturdular. Birkaç dakika sonra Terry:

- Ben yaz tatilinde İskoçya'ya gideceğim Candy. Dük Grandchester'ın orada bir malikânesi var.

- İskoçya ha... Ben nereye gideceğime karar vermedim.

Terry gülümsedi.

- Benimle İskoçya'ya gelmek ister misin bakalım?

Candy şaşkına dönmüştü. Kendini çabuk toparlayarak Terry'ye bir yumruk attı.

- Elbette hayır, seni aptal!

Yeniden ikisinin kahkahaları yükseliyordu. Nergis kokuları yayıldı.

Birkaç dakika sonra Candy Terry'ye veda ederek oradan uzaklaştı. Tepeyi hızla inerken çalıların arasına gizlenmiş kişiyi fark etmedi.

***

- Candy, biz Annie'yle yaz tatilinde İskoçya'daki yaz okuluna gitmeye karar verdik. Bizimle gelmeye ne dersin?

Candy şaşırmıştı. Bir süre kaşığıyla tabağındaki bezelyeleri ittirdi. Sonra gülümseyerek başını salladı.

- Tamam, geleceğim!

Önünde uzun bir yaz vardı ve bu yazı Terry ile geçirmek istiyordu.

20.09.2015

7. BÖLÜM

St. Paul Akademisi, öğrencileri gemiyle İskoçya'ya götürecekti. Yolculuk üç gece sürüyordu. Yaz okulu, İskoçya'nın en güzel şehri Edinburgh yakınlarındaydı.

Yolculuğa çıkılacak sabah herkes erkenden uyanmış, okulun önünde toplanmıştı. Öğrenciler oldukça neşeliydi. Birbirleriyle konuşurlarken Rahibe Gray belirdi.

- At arabalarınız kapının önünde bekliyor. Her arabaya toplam 6 kişi binebilir. Hepiniz yerleşene kadar biz bekleyeceğiz. Arabada itişip kakışmayın, gürültü yapmayın.  St. Paul Akademisi'ne yaraşır öğrenciler olun. Limana varınca herkes birlikte beklesin. Bir yere kaybolmayın, gemiye tek başınıza binmeyin. Şimdi arabalara binebilirsiniz!

Rahibe Gray'in sözlerinin bittiği saniyede öğrenciler çığlıklar atarak dışarı çıktılar. Rahibenin, arkalarından "Sessiz olun!" diye bağırdığını kimse duymadı.

Okulun dışında oldukça fazla at arabası vardı. Herkese fazlasıyla yetecek gibiydi.

Annie ve Patty gördükleri ilk at arabasına yerleşirken Candy gözleriyle Terry'yi arıyordu. Archie ve Stear da onlarla aynı arabada olacağına göre Terry muhtemelen onlarla oturamazdı. Yine de onu görmek istiyordu.

- Candy! Hadi gel artık!

Stear'ın sesini duyunca son kez etrafına bakıp arabaya bindi. Patty'nin yanına geçip oturdu. Archie gülerek sordu.

- Neredeydin Candy?

- Terry'yi arıyordum ama bulamadım.

Archie'nin yüz ifadesi değişti. Ve bunu fark eden tek kişi Annie oldu.

Bütün öğrenciler arabalara yerleşince yola çıkıldı. Liman çok uzakta değildi. 10 dakikalık yolculuk oldukça eğlenceli geçmişti. Kahkahaların ardı arkası kesilmiyordu.

Liman kalabalıktı. İskoçya'ya gidecek pek çok insan vardı. Elbette ki bu bir sorun değildi. Gemi oldukça büyüktü. Denizi görmek, dalgaların sesini duymak tüm öğrencileri ölesiye heyecanlandırmıştı. Fakat Rahibe Gray'in azarlamasıyla herkes sustu. Öğrenciler rahibelerin denetiminde teker teker gemiye alındı. Son kez hepsi sayıldı. Tamamdı.

Candy, Annie, Patty, Stear ve Archie geminin uç kısmına geçtiler. Geminin kalkışını beklerlerken Archie onlara Stear'ın başarısız icatlarını anlatıyor, hepsi kahkahalara boğuluyordu.

Nihayet gemi kalktı. Herkes heyecanla denizi izliyordu. Hava çok güzeldi, gökyüzünde bembeyaz bulutlar vardı.

***

St. Paul Akademisi öğrencilerinin gemideki ilk gecesiydi. Herkes yanaklarında mışıl mışıl uyuyordu. Fakat Candy'nin gözüne uyku girmemişti. Terry de gemide miydi merak ediyordu.

Doğruldu, yataktan çıktı. Geceliğinin üstüne sabahlığını giydi, kollarına da mavi bir şal sardı. Tatil başlamışken üşütmeyi gerçekten istemezdi.

Güverteye çıktı. Serin bir rüzgâr esiyordu. Bugün dolunay vardı, ışıkları suya yansımıştı. Candy bu güzel manzarayı izlerken Terry'yi ilk gördüğü geceyi hatırladı. Sis vardı, gördüğü silueti Anthony'ye benzetmişti. Fakat karşısında bambaşka bir kişi duruyordu.

Güvertede ayak sesleri duyunca başını çevirip baktı. Muhtemelen kendisiyle yaşıt bir genç vardı. Genç, Candy'nin kendisini fark ettiğini görünce durup gülümsedi.

- Özür dilerim, seni rahatsız mı ettim?

Candy gülerek ellerini salladı.

- Hayır hayır!

Genç, yoluna devam edecekken yerdeki nesneyi fark etti. Uzanıp mavi şalı eline aldı. Candy'ye yaklaştı.

- Sanırım bu senin.

Candy omuzlarının boş olduğunu fark edince gülerek şalı aldı.

- Düştüğünü fark etmemişim. Bu arada ben Candy.

- Ben de Michael. Demek sen de İskoçya'ya gidiyorsun?

- Ah, evet. Orada yaz okulunda okuyacağım. Ya sen?

Michael duraksadı. Gözlerini kaçırdı.

- Ben... Benim orada bir işim var.

Ardından gözlerini ona dikti. Yavaşça:

- Gerçekten anlatıldığı gibisin.

Candy şaşırmıştı. Cevap vermek üzereydi ki Terry'nin yaklaştığını gördü. Michael'ın tuhaf bakışları altında sevinçle ona koştu.

- Terry! Demek sen de buradasın!

Terry güldü.

- Tabi ki Çilli Tarzan! Ne yapıyorsun bakalım?

Candy Michael'ı gösterdi. Michael gülerek onlara yaklaştı.

- Ben Michael, memnun oldum.

Terry soğuk bir şekilde selam verdi. Michael buna aldırmayarak Candy'ye döndü.

- O hâlde iyi geceler Candy! Yarın görüşürüz!

- Görüşürüz!

Michael'ın gidişiyle Terry Candy'ye döndü.

- Yakınsınız galiba?

- Pek de sayılmaz. Ama iyi biri. Bu arada Terry, sabah seni çok aradım ama göremedim.

- Sonuçta yaz okuluna gitmiyorum. Limana kendim gelmek istedim.

Bir süre denizi seyrettiler. İkisi de aynı şeyi düşünüyordu aslında. Terry bunu sesli dile getirme ihtiyacı hissetti.

- Candy, aylar önce seninle böyle bir gemide karşılaşmıştık, hatırlıyor musun?

- Hatırlamaz olur muyum, bana her zamanki gibi kaba davranmıştın!

Terry güldü. Ardından Candy'ye dönerek:

- Tanışalı dört ay oldu Çilli Tarzan!

Candy gülümsedi. Tanışalı dört ay olmuş olsa bile, yıllardır onu tanıyor gibiydi.

Candy ve Terry konuşmaya öylesine dalmıştı ki, geride onları izleyen kişiyi fark edemediler. 'O kişi' uzun bir süredir Candy'yi izliyordu. Birden ayağa kalktı ve arkasına döndü. Candy ve Terry'den uzak bir yerde durdu, başını gökyüzüne kaldırdı.

- Bu kadar çabuk mu unuttun, Candy?

Sesi dalgalara karışıp gitti...

04.10.2015

8. BÖLÜM

- Nihayet yere ayak basabildiğim için o kadar mutluyum ki!

- Al benden de o kadar!

Annie ve Patty için gemi yolculuğu çok zor geçmişti, milyonlarca kez deniz tutmuştu. Ama Candy bu durumdan pek etkilenmemiş gibiydi, çok dinçti.

İskoçya gerçekten harika bir ülkeydi. Özellikle Edinburgh. Her yer tarih korkuyordu. Okula varana kadar pek çok yeri gezmişlerdi.

- Voaah, şuna bakın! Ne kadar büyük! Çok görkemli!

Candy bir binadan diğerine koşuyor, hepsine ayrı övgüler yağdırıyordu. Tabii ki bu arada Rahibe Gray'den tonla azar işitmişti.

Stear burada çok güzel icatlar yapacağından emindi. Archie ise kardeşinin bu fikrini duyunca kahkaha atmıştı. Stear'ın hiçbir icadı işe yaramıyordu!

Kalacakları yer, Edinburgh'un köylerinden birinin yanındaki alandı. Büyük bir gölü vardı ve her yer yemyeşildi. Kalacakları kilise göle bakıyordu.

Candy ağaçları görünce çok heyecanlandı:

- Aaah, burada tarzanlık görevime kaldığım yerden devam edebilirim! Muhteşem olacak!

Annie kıkırdadı.

- İnşallah paslanmamışsındır Candy!

- Elbette hayıır! Ben her zaman dinçim!

Rahibe Margaret'ın sesi duyuldu.

- Kızlar! Konuşmayı bırakın da odalarınıza geçip bavullarınızı yerleştirin!

Candy kafasına vurdu ve söylendi.

- Of! Kurin'i unuttum! Ne kadar aptalım!

Annie ve Patty'yi beklemeden odasına koştu ve çantasını açtı. İçinden Kurin fırladı. Oldukça sinirli gibiydi.

- Üzgünüm Kuriin! Seni tamamen unutmuşum. Bu akşam sana güzel yiyecekler getireceğim, söz!

O gün ders yapılmayacaktı. Öğrenciler serbestti, yol yorgunluğu vardı sonuçta. Kızlar eşyalarını yerleştirir yerleştirmez dışarı çıktılar. Göle indiler. Göl gerçekten göz kamaştırıcıydı. Su oldukça berraktı. Kızlar hayran hayran gölü seyrederken Archie ve Stear da onlara katıldı. Tatlı bir muhabbete dalmışlarken arkadan bir ses duyuldu.

- Candy!

Candy arkasını döndü ve sevinçle ayağa fırladı.

- Michael! Ne tesadüf!

- Evet, demek sen de burada olacaksın!

- Yaz okulu burada!

Michael göz ucuyla Stear ve Archie'ye baktı. İkisi de çok tuhaf bakıyorlardı. Fakat Michael ve Candy sohbete devam etti. Michael:

- Yaz boyunca burada olacağım. Sık sık görüşürüz!

- Tabii ki! Seni nerede bulabilirim?

Michael duraksadı. Ardından gülümsedi.

- Büyük ihtimalle ormanda olurum.

Candy kıkırdadı.

- Bu harika çünkü bütün boş zamanlarımı orada geçireceğimden eminim!

- Niçin?

Candy kol kaslarını gösterdi gülerek.

- Tırmanmayı gerçekten çok severim!

Michael duraksadı, birkaç adım geriye gitti.

- Bi, biraz işim var. Sonra görüşürüz!

Ve hızlıca oradan uzaklaştı. Candy şaşırmıştı. Arkadaşlarının yanına geri döndü.

Archie şaşkınlıkla:

- Candy, onu nereden tanıyorsun?

- Gemide tanıştım.

Archie ve Stear şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Stear kafasını kaşıdı.

- Bu çok garip, onu daha önce gördüğümden eminim.

Archie onayladı.

Herkes bir parça şaşkındı ama olayın üstünde fazla durulmadı.

***

Dersler bitince Candy tek başına yürüyüşe çıkmaya karar verdi. Ormana daldı. Fakat yürüyüş fikrinden hemen cayarak ağaçlara bıraktı kendini. Terry haksız sayılmazdı, Candy tıpkı bir tarzan gibiydi.

Fakat tarzanlık da bir yere kadardı. Sallandığı dal kırıldı ve Candy kendini yerde buldu.

- Aah, olamaz!

Doğruldu ve üstünü silkelemeye başladı.

- Belki de paslanmışsındır, Çilli Tarzan!

Ağaçların arasından Terry gözüktü. Candy sinirle karışık bir neşeyle bağırdı.

- Tabii ki paslanmadım!

Terry göz kırptı ve güldü.

- Hmm, birkaç gündür görüşmüyoruz. Eminim ki beni özlemişsindir! Hasretini dindirmek için sarılmaya ne dersin?

Candy ona doğru bir adım attı fakat kendisine engel olması uzun sürmedi. Ne yapacaktı sanki, gidip Terry'ye mi sarılacaktı? İçten içe bunu yapmak istediğini bilse de kendini tuttu. Kollarını kavuşturdu.

- Hıh! Sana mı sarılacakmışım! Saçmalama!

Terry gülerek:

- İçten içe bunu yapmak istediğini biliyorum!

Normalde Candy'nin vermesi gereken tepki Terry'ye bağırması hatta yumruk atmasıydı. Fakat Candy bunların hiçbirini yapmadı. Öylece kalakaldı, yanakları kıpkırmızı olmuştu. Neden böyle olduğunu kendisi bile anlamadı.

Terry şaşırmıştı. Bir adım geri çekildi.

- Candy? Sanırım bu defa kızdırma sınırını aştım.

Candy hiç kızgın hissetmiyordu. Düşündüğü tek bir şey vardı, Terry'ye sımsıkı sarılmak istiyordu.

Terry ona yaklaştı. Kollarını tuttu.

- Candy, sadece şaka yaptım! Bu kadar sinirlen...

Terry'nin sözleri yarım kaldı. Candy'nin kollarını tutmuştu, tıpkı Mayıs Festivali'ndeki gibi. Bu temas ikisinin de o anı tekrar yaşamasına vesile olunca kısa bir sessizlik oldu ve Terry ani bir hareketle kollarını çekti.

Candy durumu kurtarmak istercesine omuz silkti.

- Üzgünüm, biraz fazla sinirlendim sanırım. Geçti.

Terry ona baktı. Candy'nin yüzündeki samimi ifadeyi görünce rahatladı.

Bir süre konuştuktan sonra Terry ilerideki büyük malikâneyi gösterdi.

- Orası Dük Grandchester'ın. Bir süre orada kalacağım. Görmek ister misin?

Candy heyecanla başını salladı. Malikâneye doğru yürümeye başladılar. Candy merakla sordu.

- Onlar da burada mı yaşıyorlar?

- Hayır, onların İngiltere'de daha büyük bir malikâneleri var.

- Peki burada çalışan var mı?

- Yaşlı bir kadın sadece.

Malikânenin büyük görkemli kapısı gözüküyordu. Kapının önünde belli belirsiz bir siluet vardı.

- O da kim?

Terry de şaşkın gözüküyordu.

- Bilmiyorum, hadi biraz hızlanalım.

İkisi koştukça siluet belirginleşti, bir kadın hâlini aldı. Terry kadını iyice görünce aniden durdu fakat Candy bunu fark etmedi. Kadının yanına gitti.

Kadın başını çevirip Candy'ye baktı. Candy adeta donakalmıştı.

- Sen burada mı çalışıyorsun? Terrius nerede?

Cevabı almasına gerek kalmadan Candy'nin gerisinde öylece bekleyen Terry'yi gördü.

- Terry!

Kadın kollarını açarak Terry'ye doğru koştu fakat Terry geriye çekildi. Buz gibi bir sesle:

- Neden geldin?

Candy yanılmıyordu. Bu kadın Amerikalı ünlü güzel oyuncu, aynı zamanda Terry'nin annesiydi: Eleanor Baker.

Tıpkı resimlerdeki gibi, çok güzel bir kadındı. Sapsarı saçları, iri gözleri ve dudağının üstünde hoş bir beni vardı.

Candy tüm gece Eleanor Baker'ı düşündü. Ta Amerika'dan buraya gelmişti, Terryyi görmek için. Terry'nin sert sesi kulaklarında yankılandı: "Sen benim annem değilsin! Hiçbir zaman da olmadın! Şimdi nereden geldiysen oraya git!"

Candy yattığı yerde döndü ve yorganını iyice çekti. "Terry annesine çok kızgın. Ama annesi..." Eleanor Baker'ın yaşlı gözlerini düşündü. Gerçekten acılı gözlerini… "Annesi gerçekten pişman."

Yatağından kalktı ve balkona çıktı. İşte Terry'nin malikânesi oradaydı, gölün öbür tarafında. Odalardan birinin ışığı yanıyordu.

Candy Terry'nin annesiyle ne yaptığını çok merak ediyordu. Malikâneye gitmek için içinde dayanılmaz bir istek duydu. Ve bu isteğini yerine getirdi, hızlıca üstünü giydi ve gizlice kiliseden ayrıldı.

Ormanın içinden geçerken aniden durdu. Az önce bir karaltı gördüğüne emindi. Orada biri mi vardı? Candy korkarak arkasını döndü.

- Kimse var mı?

Ağacın birinin arkasından Michael sıyrıldı. Kaşları hafif çatıktı. Siyah saçları dağılmıştı ve yüzüne yansıyan ay ışığı, gözlerinde parıldıyordu. Kesinlikle ürpertici gözüküyordu.

- Michael?

- Nereye gidiyorsun?

Candy Michael'ın sesindeki soğukluğa anlam veremedi ve ürpererek bir iki adım geri attı.

- Bi, bi arkadaşımın yanına gidiyorum.

Michael ona yaklaştı.

- Bu saatte mi? Terry'ye mi gidiyorsun?

- Ah, sorun ne, Michael?

Michael kaşlarını iyice çattı, gözlerinde korkunç bir ifade vardı. Dişlerini sıkarak Candy'ye yaklaştı, omuzlarından tutup hızla sarsmaya başladı. Bir yandan da bağırıyordu.

- Ne çabuk unuttun! Seni aptal ne çabuk unuttun! Sen vicdansızın tekisin! Aptal!

Candy şok olmuştu, Michael'ın ellerinden kurtulmak için olağanüstü bir çaba harcasa da Michael ondan kat kat güçlüydü.

- Yeter, ne yapıyorsun! Diye bağırdı.

Michael daha da hızlandı, sesinin şiddeti arttı.

- İğrenç birisin Candy, anlıyor musun, iğrençsin!

O sırada Michael geriye savruldu. Arkadan biri koşup Michael'ın üstüne atladı ve ona olanca gücüyle vurmaya başladı. Candy dehşete düşmüştü.

- Terryy, yapma! Dur! Onu öldüreceksin!

Terry'nin omzuna sımsıkı sarıldı ve "Dur artık!" diye bağırdı.

Terry durdu, nefes nefese kalmıştı, sinirden yüzü gerilmişti ve boynundaki damarlar belli oluyordu.

Candy çok şaşkındı ve korkmuştu. Michael'ın az önce ona yaptıkları, şu an yerde kanlar içinde yatıyor oluşu... Birden hıçkırarak ağlamaya başladı.

Terry nefesini kontrol altına almaya çalışırken Candy'nin kollarını tuttu.

- Geçti artık. Ağlama. Geçti, Candy.

Fakat Candy ağlamasını durduramıyordu. Terry kendini tutamayarak ona sarıldı.

- Ağlama artık.

Birkaç dakika sonra Candy sakinleşti. Terry'nin kalp atışını hissedebiliyordu. Gerçekten hızlı atıyordu. Aynı şekilde kendininkinin de böyle olduğundan emindi. Yavaşça doğruldu ve Terry'nin kollarından sıyrıldı.

- İyi misin?

Candy belli belirsiz başını salladı. Ardından Michael'a baktı. Yüzünde yer yer morluklar vardı ve dudağı patlamıştı.

- Neden bunu yaptı?

- Bilmiyorum. Çok çabuk unuttuğumu ve iğrenç biri olduğumu söyledi.

- Neyi unutmuşsun?

- Bilmiyorum. Her neyse, Terry, onu revire götürürsek başımız belaya girer. Senin evine götürmeliyiz.

Terry karşı çıkacak gibi olduysa da Candy'nin haklı olduğunu anlayıp başını salladı.

İkisi Michael'ı malikâneye taşıdılar. Candy'nin daha önce gördüğü odanın ışığı hâlâ yanıyordu. Terry kapıyı açarken Candy merakla sordu.

- Annen hâlâ burada mı?

Terry cevap vermedi ve kapıyı açtı. Michael'ı dikkatlice taşıyıp malikâneye soktular. Terry lambayı yakarken odaya biri daldı.

- Terry! Neler oluyor?

Candy hayranlıkla Eleanor Baker'a baktı. Pembe bir sabahlık giymişti ve saçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzünde gerçekten endişeli bir ifade vardı. "Gerçek bir anne."

Eleanor Baker, Michael'ın yanına çömeldi ve yaralarını kontrol etti.

- Ciddi bir şey yok. Fakat siz ne yaptınız?

Candy mahcubiyetle başını eğdi.

- Bana saldırdı. Terry de oradan geçiyordu, beni kurtardı.

- Candy! Bu onu ilgilendirmez.

Terry'nin sert çıkışı Candy'yi titretmişti. Fakat Eleanor Baker umursamadan gidip ilk yardım malzemeleri getirdi. Michael'ın yaralarını tedavi ederken Candy onun ince uzun parmaklarını inceledi. "Gerçek bir annenin elleri..."

Terry bütün bu süre boyunca arkası dönük bir şekilde kitaplığa bakmıştı. Annesiyle hiçbir şekilde göz teması kurmadı.

Eleanor Baker tedaviyi bitirince ilaçları kutuya koydu ve başka bir odaya geçtiler. Kadın Terry'ye döndü. Yavaşça:

- İyileşecek.

Terry tepki vermedi. Bunun üzerine kadın ayağa kalktı, Terry'nin kolunu tuttu.

- Terry, sabahtan beri beni bir kez olsun dinlemedin. Ne olur, ne olur...

Terry hızla kolunu çekti.

- Kes sesini! Konuşacak hiçbir şey yok! Sen benim annem değilsin!

- Terry!

Kadın gözyaşlarına boğulmuştu. Elleriyle yüzünü kapadı. Terry arkasına dönerek konuşmaya devam etti.

- Çok soğuk bir gündü. İngiltere'den Amerika'ya o kadar yol geldim, sırf senin için... Sen o geceden bile daha soğuktun!

- Öyle davranmam gerekiyordu. Sen gidince hemen arkandan koştum ama yetişemedim Terry!

- Kes sesini! Ben bütün yaşamımı sensiz geçirdim! Anne nedir hiçbir zaman bilmedim! Bir kez olsun beni ziyarete gelmedin!

Terry bunları söylerken gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Candy titreyerek onları izliyordu. Terry'nin gözlerindeki çaresizlik, acı, ıstırap, tıpkı o sisli gece gibi...

- Git buradan!

- Terry...

- Git dedim!

Candy dayanamadı.

- YETER!

Hırsla ayağa kalktı ve bağırmaya başladı.

- Terry, bu sözleri söylerken bile ne kadar acı çektiğini görebiliyorum! Anneni ne kadar çok sevdiğini, onu ne kadar istediğini görebiliyorum! Yeter, kendini kandırma artık!

Hıçkırıklara boğularak oradan ayrıldı. Okula kadar aralıksız koştu, bunu yaparken "Terry, seni aptal." diye sayıklıyordu.

13.10.2015

9.BÖLÜM

Terry sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açtı. Yatağından doğrulurken gözlerini ovuşturdu. O gece ilk defa huzur içinde uyumuştu. Annesinin kokusunu hissederek.

Yatağından çıktı. İlk iş olarak Michael'a bakmalıydı. Bu serserinin kim olduğundan emin değildi, ama sözlerini düşününce kesinlikle Candy'nin geçmişiyle bağlantılı biriydi. Onu konuşturtmalıydı. Yüzünü yıkadıktan sonra aşağı indi. Önceki gece Michael'ı yatırdıkları sedir boştu. Terry etrafına bakındıysa da Michael çoktan gitmişti.

Mutfaktan gelen kokular üzerine adımlarını hızlandırdı. Annesi mutfaktaydı. Ocağın başında bir eliyle tavayı, diğer eliyle kaşığı tutuyordu. Terry'yi fark edince gülümsedi.

- Günaydın, Terry.

Terry cevap vermekle vermemek arasında kaldıysa da her zaman yapmak istediği şeyi yaptı.

- Günaydın, anne.

***

- Sorun ne, Candy? Kahvaltına dokunmamışsın bile!

Patty ve Annie şaşkın şaşkın ona bakıyorlardı. Candy elbette kahvaltıda olduğunu bile yeni fark ediyordu.

- Ah, şey, gece uykumu pek iyi alamadım da!

Elisa kıkırdadı.

- Uykunu alamamış olsan bile yemeğin tamamını yemeni beklerdim Candy! Ne de olsa sana da bu yakışır!

Candy göz kırptı.

- Elbette, bu yüzden şimdi hepsini yiyeceğim!

Lokmalar boğazından zar zor geçiyordu. Terry ve annesi ne yapmıştı? Çok mu ağır konuşmuştu? Hayır. Gerçekleri söylemişti yalnızca. Terry'nin yalnızlığına son vermeliydi. Kendisinin tadamadığı anne sevgisini, o tatmalıydı. Ve Michael... O kimdi? Candy çatalını bıraktı. Yüzünü ellerinin içine aldı ve masaya yaslandı. Michael'ın yüzü... Her şeyiyle Anthony'den tamamen farklıydı. Siyah saçları, kestane rengi gözleri vardı. Elmacık kemikleri belirgindi, keskin yüz hatları vardı. Anthony'den tamamen farklıydı.

"Düşünmenin yararı yok Candy. Eninde sonunda öğreneceksin."

Annie ve Patty'nin sohbetine yoğunlaşmayı denedi. Piknik, ha?

- Göl kıyısında harika bir yer var! Ağaçların altında, gölgelik, her taraf çiçek dolu. Stear ve Archie de gelmeli. Çok eğleniriz.

- İyi fikir Annie!

Candy gülümsedi. Hepsi birlikte çok iyi vakit geçirebilirdi. Fakat bu piknikten önce öğrenmesi gereken birkaç şey vardı. Yoksa pikniğin tadını çıkaramazdı. Fakat malikâneye gitmeye çekiniyordu. "Gitmesem daha iyi. Gitmemeliyim."

Annie, yemekhaneye gidip görevliden birkaç sandviç rica etti. Görevli, bu kibar kızı kırmayarak lezzetli sandviçler hazırladı. Üçü de sevinçten uçuyordu. Sandviçleri piknik sepetine koydular.

Archie ve Stear onları kilisenin dışında bekliyorlardı. Archie sitem etti.

- Nerede kaldınız! Ağaç olduk burada!

Annie kıkırdadı ve sepetini açarak ganimetleri gösterdi. Stear güldü.

- Şimdi anlaşıldı sebebi. Hadi gidelim. Bugün harika bir gün olacak!

Piknik alanı, kiliseyi görmeyen ağaçlar içinde kalmış şirin bir mekândı. Gölün hemen yanındaydı. Candy ağacın gölgesine piknik örtüsünü serdi. Bir süre getirdikleri topla oynadılar, kahkahaları çok uzaktan bile duyuluyordu. Yorulunca oturdular ve sandviçlerini çıkardılar.

- Aah bunlar nefis olmuş!

- Sana her şey lezzetli geliyor Stear!

- Abartma ama!

Candy sandviçini bırakıp eteğini çekiştirdi ve hayıflandı.

- Çok kilo almışım baksanıza! Biraz az yesem iyi olacak.

Stear hevesle onun yemeğine uzandı.

- Sen kilo alma Candy, ben seninkini yerim.

Candy kıkırdadı.

- İmkânı yok! Belki bir ara zayıflarım.

Beşi de güldü. Patty heyecanla:

- Yemekten sonra saklambaç oynamaya ne dersiniz? Burada çok iyi saklanabiliriz!

- Harika bir fikir!

- Enerjimizi atmış oluruz!

- Evet evet, oynayalım!

Yemeklerini hızlıca bitirdiler. İlk ebe Candy oldu, sonraki ebe Archie.

- Sayıyorum! 1, 2, 3, 4, 5...

Candy gülmesini bastırarak koştu. Ağaçların arasına girdi, uzaklaştı. Archie'nin sesi artık gelmiyordu.

- Bulamayacak!

Durdu, nefesini düzene sokmaya çalıştı. Bir ağaca yaslandı, beklemeye başladı.

Dakikalar hızla ilerliyordu. Gelen giden yoktu. Candy sıkılmaya başlamıştı. "Bu çok garip... Neden hâlâ kimse gelmedi?" Saklandığı yerden çıktı, yavaş adımlarla ilerlerken birinin tedbirli bir şekilde yaklaştığını hissetti. Ne taraftan olduğunu anlayamadı ama ürkmüştü. Yavaşça seslendi:

- Archie? Stear?

Bekledi, ayak sesi yoktu. "Belki de yanlış duymuşumdur." diyerek arkasını döndü. Tam o anda birinin hızla yerinden fırladığını, ona doğru koştuğunu duydu, arkasını bile dönemeden aynı kişi Candy'nin üstüne atladı, elindeki şeyle ağzını sımsıkı kapattı. Candy dehşete düşmüştü, nefes alamıyordu. Çırpındı, lakin kendisini tutan kollar çok güçlüydü. Mendilden yayılan kokuyla birlikte, yardım dileyerek gökyüzüne bakan umutsuz gözleri kapanmaya başladı. En sonunda, o kişinin kollarına yığıldı.

***

- Candy'yi hâlâ bulamadınız mı?

- Hiçbir yerde yok!

Patty ağacın kenarına çömeldi. Başını ellerinin arasına aldı, gözleri beyazının içinde ufacık kalmıştı.

- Benim suçum! Saklambaç oynayalım diyen bendim... Candy bir garipti zaten, kesin başına bir şey geldi!

Stear eğilip Patty'yi kendine çekti.

- Saçmalama! O iyidir, onu bilirsin. Kendine bir eğlence bulmuştur.

Bunu söylese de o da tedirgindi. Herkes tedirgindi. Hava kararmıştı, Candy hâlâ ortada yoktu.

Ayak sesleri duyulunca dördü de sesin geldiği yöne baktı. Fakat ağaçların arasından görünen Terry idi.

- Candy nerede? Onu hiçbir yerde bulamıyorum.

Annie son umudunun da boş olduğunu görünce titredi. Terry'ye doğru yürüdü.

- Biz... Saklambaç oynuyorduk... Candy de saklandı... Ama... Saatlerdir ortada yok!

Terry'nin gözleri büyüdü.

- Onu yalnız mı bıraktınız?! Bunu nasıl yaparsınız!

Herkes şaşırmıştı. Archie nedenini sordu. Terry elini alnına götürdü, kaşları çatılmıştı. Sayıklar gibi;

- Michael... Ona bir şey yapmış olabilir...

Kafasını kaldırdı ve bağırdı.

- Onu hemen bulmalıyız!

Ardından hızla oradan uzaklaştı. Geride kalanlar korkuyla birbirlerine baktılar. Archie şaşkın şaşkın:

- Michael... Geçen gün Candy'nin yanına gelen çocuk, değil mi?

Stear onayladı.

- Archie, içimde onunla ilgili kötü bir his var. Onu daha önceden gördüğüme eminim.

- İnanır mısın, ben de.

İkisi bir anda başlarını kaldırıp birbirlerine baktılar.

- Yoksa o?..

Annie ve Patty korkmuşlardı.

- Söylesenize, kim bu Michael?!

Archie gözlerini sımsıkı kapattı.

- Candy'yi hemen bulmalıyız, çok geç olmadan.

***

Candy acıyla kıvranıyordu. Bu da neydi böyle? Sanki üzerinden tır geçmişti. Ellerini ve ayaklarını hareket ettiremiyordu. Hafızası bulanıktı, sağlıklı düşünemiyordu. Gözlerini zorlayarak açtı.

Gördüğü ilk şey karanlıktı. Daha sonra birkaç metre ilerisindeki şömineyi ve yanında dikilen karaltıyı fark etti. O kadar bitkindi ki, gözleri bulanık görüyordu.

Zar zor bir kelime söyleyebildi.

- Terry?..

Karaltı ayağa kalktı, ona doğru ilerledi. İlk başta Terry'ye benzettiği kişinin, yakınlaştıkça Michael olduğunu anladı. Gülüyordu Michael.

Candy'nin bilinci aniden açıldı. Arkasından saldıran kişi Michael olmalıydı. Peki neredeydi? Tamamen simsiyah bir oda, bir mahzen mi? El ve ayakları zincire vurulmuştu. Kol ve bacakları çürük doluydu, ağrıların sebebi belliydi. Korkuyla Michael'a baktı.

- Mi, Michael, bunu neden yapıyorsun?

Michael kıkırdadı. Şöminedeki ateşin kıvılcımları, gözlerinde oynaşıyordu. Arkasını döndü, sağ tarafından uzun ince bir demir çubuk aldı.

- Bilirsin, yaptıklarının bedelini ödemen gerekiyor.

- Yaptıklarım?..

Michael çubuğu yokladıktan sonra ateşin içine tuttu.

- Evet Candy, yaptıkların. Sanılanın aksine, sen masum bir prenses değilsin.

Birkaç dakika sonra çubuğu ateşin içinden çıkardı. Çubuğun ucu kızarmıştı. Michael Candy'ye yaklaşırken çubuğu öne uzattı.

- Sen vefasız bir küçük kızsın Candy.

Çubuğun sıcak kısmını, Candy'nin dehşet dolu bakışları arasında boynuna uzattı. Arada yalnızca birkaç santimetre vardı.

Michael zevkten dört köşe olmuştu, öyle ki ağzından beyaz köpükler geliyordu. Çubuk, Candy'nin tenine temas etmeden önce, delirmiş gibi bağırdı.

- Yaptıklarının cezasını çekeceksin!

Candy'nin acı dolu çığlığı, boş mahzende yankılandı.

Devam edecek...

05.02.2016

"Terry-Candy<3"nin eski sitemizdeki özel sayfası ♥

Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Yüklenmiş Dosyalar:
  • Dosyalara ulaşmak için giriş yapmanız gerekmektedir.
Page 1 of 2Next